Yazının orijinali 21 Aralık 2018'de jazzdergisi.com'da yayınlanmıştır.
Bu sene İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi tarafından üçüncüsü düzenlenen ‘1 Festival İzmir’e Tuluğ Tırpan’ın ‘Mevlana’dan Anadolu Ozanlarına’ projesiyle katılmış ve oradayken bayılarak izlemiş olduğum Victor Wooten ve Electro Deluxe konserleriyle ilgili yazmıştım. Festival süresince kendi projemiz sebebiyle işin arka planını da deneyimleme fırsatı bulduğum ve bu tip organizasyonlarda artık mumla aradığımız samimi çabaya şahit olduğum için, üzerinden biraz zaman geçmiş olmasına rağmen, festivalin devamı ve AASSM ile ilgili tamamlayıcı bir yazı yazmak istedim.
‘Mevlana’dan Anadolu Ozanlarına’ festivalin tek klasik konseriydi. Aslında klasik demek projeyi anlatmak için yeterli değil. İki bölümden oluşan konser, klasikten geçerek halk müziğinden tasavvufa uzanan bir füzyon, Türkiyeli bir dünya müziği projesi.
Mevlana'dan Anadolu Ozanlarına (Foto: Fatih Bilgin)Konserin ilk bölümü; piyanoda Tuluğ Tırpan, bağlama ve vokalde Erdal Erzincan ve vokalde Zara’nın seslendirdiği; Neşet Ertaş, Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal gibi Anadolu ozanlarının türküleriyle başlıyor. Bu bölüm ilk konserimizde yoktu, proje her çalışta biraz daha gelişiyor. Ardından Erdal Erzincan’ın Tuluğ Tırpan’la birlikte solisti de olduğu nefis bağlama konçertosu, senfoni orkestrasının şefi Naci Özgüç. İlk yarı, Zara ve neyde Burcu Karadağ’ın katılımıyla, Uzun İnce Bir Yoldayım’ın, Tuluğ Tırpan düzenlemesi ile sona eriyor.
Mevlana'dan Anadolu Ozanlarına (Foto: Fatih Bilgin)
İkinci yarıda Tuluğ Tırpan’ın 2007 Mevlana yılı dolayısıyla bestelemiş olduğu, ‘Mevlana-Simyacı Senfonik Şiiri’ var. İzmirli izleyiciler, ağırlıklı olarak Türk Halk Müziği yorumlarıyla tanınan Zara’yı, belki de ilk kez bu konserde, soprano olarak da dinliyorlar. Zara, Türk Musikisi’nden operaya uzanan ve farklı şarkıcılık teknikleri gerektiren geniş bir yelpazede ustaca performans sergiliyor. Oyuncu Okan Yalabık, Mesnevi’den pasajlar seslendiriyor. Yalabık’ın sesi ve neyzen Burcu Karadağ’ın nefesi, Mevlana’nın sevgi ve egosuzlaşarak varlığa ulaşmaya dair mesajlarını seyircinin kalbine taşıyor. Dansçı Su Güneş Mıhladız’ın modern sema gösterisinin koreografisi Seyr-ü Sülük, yani kendi egonu öldürme hikayesiydi. Ölüm ve yeniden doğuşun hikayesi. Ve bütün bu parçaları bir araya getirense, Tuluğ Tırpan’ın sema formu üzerine inşa ederek, kendi içsel yolculuğunu bestelediği senfonik şiiri.
İkinci yarıda Tuluğ Tırpan’ın 2007 Mevlana yılı dolayısıyla bestelemiş olduğu, ‘Mevlana-Simyacı Senfonik Şiiri’ var. İzmirli izleyiciler, ağırlıklı olarak Türk Halk Müziği yorumlarıyla tanınan Zara’yı, belki de ilk kez bu konserde, soprano olarak da dinliyorlar. Zara, Türk Musikisi’nden operaya uzanan ve farklı şarkıcılık teknikleri gerektiren geniş bir yelpazede ustaca performans sergiliyor. Oyuncu Okan Yalabık, Mesnevi’den pasajlar seslendiriyor. Yalabık’ın sesi ve neyzen Burcu Karadağ’ın nefesi, Mevlana’nın sevgi ve egosuzlaşarak varlığa ulaşmaya dair mesajlarını seyircinin kalbine taşıyor. Dansçı Su Güneş Mıhladız’ın modern sema gösterisinin koreografisi Seyr-ü Sülük, yani kendi egonu öldürme hikayesiydi. Ölüm ve yeniden doğuşun hikayesi. Ve bütün bu parçaları bir araya getirense, Tuluğ Tırpan’ın sema formu üzerine inşa ederek, kendi içsel yolculuğunu bestelediği senfonik şiiri.
Mevlana'dan Anadolu Ozanlarına (Foto: Fatih Bilgin)
Her konserde salonda oluşan enerjiyi hissediyor ve insanların nasıl da ortak bir duyguda buluştuğuna şahit oluyorum. Nasıl sahnedeki herkes, farklı birikim ve faaliyet alanlarından olsalar da, bu projeye koşarak ve sevgiyle geliyorsa, konser bittiğinde aynısını dışarda görebiliyorum. Müzikal beğeni ve kimliklerden bağımsız, seyirci sevgiyi ve bir olmayı deneyimliyor.
Bir başka ‘bir olma’ hikayesini -ama bambaşka bir müzikle ve şekilde-, Electro Deluxe konseri yazımda anlatmıştım. Birbiriyle alakası olmayan iki farklı müzik, bambaşka iki deneyim ama müziğin birleştirici gücü işte. Okumak isterseniz burada. Victor Wooten, Bob Franceschini ve Dennis Chambers yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.
Her konserde salonda oluşan enerjiyi hissediyor ve insanların nasıl da ortak bir duyguda buluştuğuna şahit oluyorum. Nasıl sahnedeki herkes, farklı birikim ve faaliyet alanlarından olsalar da, bu projeye koşarak ve sevgiyle geliyorsa, konser bittiğinde aynısını dışarda görebiliyorum. Müzikal beğeni ve kimliklerden bağımsız, seyirci sevgiyi ve bir olmayı deneyimliyor.
Bir başka ‘bir olma’ hikayesini -ama bambaşka bir müzikle ve şekilde-, Electro Deluxe konseri yazımda anlatmıştım. Birbiriyle alakası olmayan iki farklı müzik, bambaşka iki deneyim ama müziğin birleştirici gücü işte. Okumak isterseniz burada. Victor Wooten, Bob Franceschini ve Dennis Chambers yazıma da buradan ulaşabilirsiniz.
Victor Wooten, Bob Franceschini ve Dennis Chambers sağ: Electro Deluxe (Foto: Fatih Bilgin)
‘1 Festival İzmir’ kapsamında iki konser daha izledim, onlardan da kısaca bahsetmek isterim. Açılışı Nail Yavuzoğlu yönetimindeki İstanbul All Star Bigband yaptı. Sahnede Türk cazının ‘crème de la crème’ isimleri, taş gibi çalıyorlar. Büyük bir big band hayranı olduğumu söyleyemem ama her birini farklı projelerden tanıdığım bu biribirinden değerli müzisyenleri sahnede izlemek pek keyifli oldu. Selen Beytekin her zamanki gibi ışıl ışıl parlıyordu. Sesiyle, sahne hakimiyeti ve beden diliyle seyirciyi kavraması hiç de zor olmadı. Bana göre konserin zayıf halkası Soner Arıca’ydı. Çok heyecanlıydı, bu gayet anlaşılabilir bir şey ama sanıyorum tercihini Türkçe parçalardan yana yapması onun için daha doğru bir seçim olur, yoksa keyifle dinlenebilir, caz söylemeye uygun bir sesi var.
İstanbul All Star Bigband (Foto: Fatih Bilgin)
İzlediğim bir diğer konser de, Burhan Öçal Istanbul Oriental Ensemble’ındı. Burhan Öçal gazeteciliğe başladığımda ilk haberini yaptığım müzisyenlerden biriydi. Sonrasında dost olduk, gazeteciliği bırakana kadar birçok konserini, albümünü yazdım ama sonrasında hemen hemen hiç görüşmedik. Konserden önce müzisyenleri kuliste ziyaret ettim. Burhan Öçal’ın herhalde 20 yıldır hiç karşılaşmadığım cümbüşçü Ahmet Demirkıran beni sesimden tanıdığını söyledi ve görüştüğümüz zamanları, projeleri söylediğinde ben de gerçekten bunları hatırladım. Müzisyen kulağı dedikleri bu olsa gerek. Konserde Istanbul Oriental vardı ama Ensemble kısmı biraz sıkıntılıydı. Sanki bir süredir birlikte çalmamışlar gibi grup biraz sallanıyordu, zamanlamalar problemliydi, Burhan da bunu sahnede dile getirme konusunda çekimser davranmadı doğrusu.
İzlediğim bir diğer konser de, Burhan Öçal Istanbul Oriental Ensemble’ındı. Burhan Öçal gazeteciliğe başladığımda ilk haberini yaptığım müzisyenlerden biriydi. Sonrasında dost olduk, gazeteciliği bırakana kadar birçok konserini, albümünü yazdım ama sonrasında hemen hemen hiç görüşmedik. Konserden önce müzisyenleri kuliste ziyaret ettim. Burhan Öçal’ın herhalde 20 yıldır hiç karşılaşmadığım cümbüşçü Ahmet Demirkıran beni sesimden tanıdığını söyledi ve görüştüğümüz zamanları, projeleri söylediğinde ben de gerçekten bunları hatırladım. Müzisyen kulağı dedikleri bu olsa gerek. Konserde Istanbul Oriental vardı ama Ensemble kısmı biraz sıkıntılıydı. Sanki bir süredir birlikte çalmamışlar gibi grup biraz sallanıyordu, zamanlamalar problemliydi, Burhan da bunu sahnede dile getirme konusunda çekimser davranmadı doğrusu.
Istanbul Oriental Ensemble (Foto: Fatih Bilgin)
‘1 Festival İzmir’, İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi tarafından düzenleniyor. Organizasyon ekibinin başında AASSM’nin müdürü Mustafa Bayık var. Her şeyle bizzat ilgileniyor, harıl harıl çalışıyor, sanatçıyla gayet ilgili, salonun sosyal medya hesaplarını bile kendisi yönetiyor, üstelik her daim de gülümsemeyi başarıyor. Bunlar sadece benim gördüklerim, daha bir de ne bürokratik işler vardır bir belediye kurumunu yönetmenin ardında. Günde 24 saati bütün bunlara nasıl yettirdiğinden emin değilim ama insan sevdiği işi yaptığında gün nasıl uzar çok iyi bilirim.
Mustafa Bayık (Foto: Haggay Baysel)
Ekibiyle dostane bir ilişki içinde, onun işine duyduğu sevgi herkese şevk veriyor gibi. Ben şahsen Mustafa Bey gibi yöneticilerle karşılaşmaya alışık değilim, o yüzden kendisini tanıdığıma çok memnun olduğumu söylüyorum. Sonra sohbet ettikçe anlıyorum nedenini. Mustafa Bey’in sanata ve sanatçıya duyarlılığının ardında, kendisinin de bir sanatçı olması yatıyor. Meğerse o bir şancıymış, tonla eğitimi ve akademisyenliği var.
Ekibiyle dostane bir ilişki içinde, onun işine duyduğu sevgi herkese şevk veriyor gibi. Ben şahsen Mustafa Bey gibi yöneticilerle karşılaşmaya alışık değilim, o yüzden kendisini tanıdığıma çok memnun olduğumu söylüyorum. Sonra sohbet ettikçe anlıyorum nedenini. Mustafa Bey’in sanata ve sanatçıya duyarlılığının ardında, kendisinin de bir sanatçı olması yatıyor. Meğerse o bir şancıymış, tonla eğitimi ve akademisyenliği var.
AASSM ekibi koordinasyon toplantısında (Foto: Rüstem Seber )
Mustafa Bayık müdürlük görevi için davet alınca, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan ayrılıp bu devirde çok da kolay olmayan bir işin altına girmiş. Salonun kalitesine yakışır sanatsal seviyeyi koruyarak, belli bir bütçe dahilinde, o salonu her daim talep edilir kılmak. Bu devirde, zor iş. Ama ya işini severek yaptığı ya da ona verilen bu sorumluluğu sonuna kadar taşıdığı için -ki bence ikisi de- bu işin üstesinden gelmiş görünüyor. 2016 Nisan’ında o işe başladığında doluluk oranı %67 iken, bu sezonun ilk yarısında %100’e ulaşılmış. Salonun ismi medyada ve sosyal medyada daha fazla anılıyor, Türkiye’nin en güzel salonlarından birine yakışır bir program sunuyorlar.
Mustafa Bayık müdürlük görevi için davet alınca, Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan ayrılıp bu devirde çok da kolay olmayan bir işin altına girmiş. Salonun kalitesine yakışır sanatsal seviyeyi koruyarak, belli bir bütçe dahilinde, o salonu her daim talep edilir kılmak. Bu devirde, zor iş. Ama ya işini severek yaptığı ya da ona verilen bu sorumluluğu sonuna kadar taşıdığı için -ki bence ikisi de- bu işin üstesinden gelmiş görünüyor. 2016 Nisan’ında o işe başladığında doluluk oranı %67 iken, bu sezonun ilk yarısında %100’e ulaşılmış. Salonun ismi medyada ve sosyal medyada daha fazla anılıyor, Türkiye’nin en güzel salonlarından birine yakışır bir program sunuyorlar.
Mustafa Bayık sırasıyla; Chick Corea, Victor Wooten ve Alim Qasimov ile (Foto: Rüstem Seber )
Salonun sezonluk programını, kendisi de bir müzisyen ve akademisyen olan konser programı sorumlusu Çağlar Yıldırım’la birlikte yapıyorlar. Yola çıkarken festivali nasıl tasarladıklarını soruyorum Çağlar Bey’e. Bir teması olacak mıydı, onu sezondaki diğer konserlerden ayıracak olan neydi? Festivali tek bir türe ayırmaktansa, her türün iyi birer örneğini sunmayı düşünmüşler. Bu sene ‘Mevlana’dan Anadolu Ozanlarına’ dışındaki konserler caz kategorisindeydi ama hepsi farklı tarzlardaydı. Big band, ethno jazz, electro jazz. Programa her sene bir enstrüman virtüözü koymaya özen gösteriyorlar. Richard Bona, Marcus Miller, Victor Wooten. Şimdiye kadar hep bas virtüözleri olmuş ama doğrusu benim buna bir itirazım yok. Festivalin ismi de, ‘öyle bir festival olsun, şöyle bir festival olsun’ diye konuşurken çıkmış.
Belki festivali daha da festival gibi hissettirmesi, sezonun içinde herhangi bir haftadan ayırması için programa; atölyeler, sohbet ya da konferanslar gibi yan etkinlikler ekleyebilirler fikrimi ilettim, zaten onlar da benzer düşünceler içindelermiş.
‘1 Festival İzmir’ bahane, AASSM şahane! Önümüzde yerel seçimler var, umarım salondaki bu güzel enerjiyi koruruz.
Salonun sezonluk programını, kendisi de bir müzisyen ve akademisyen olan konser programı sorumlusu Çağlar Yıldırım’la birlikte yapıyorlar. Yola çıkarken festivali nasıl tasarladıklarını soruyorum Çağlar Bey’e. Bir teması olacak mıydı, onu sezondaki diğer konserlerden ayıracak olan neydi? Festivali tek bir türe ayırmaktansa, her türün iyi birer örneğini sunmayı düşünmüşler. Bu sene ‘Mevlana’dan Anadolu Ozanlarına’ dışındaki konserler caz kategorisindeydi ama hepsi farklı tarzlardaydı. Big band, ethno jazz, electro jazz. Programa her sene bir enstrüman virtüözü koymaya özen gösteriyorlar. Richard Bona, Marcus Miller, Victor Wooten. Şimdiye kadar hep bas virtüözleri olmuş ama doğrusu benim buna bir itirazım yok. Festivalin ismi de, ‘öyle bir festival olsun, şöyle bir festival olsun’ diye konuşurken çıkmış.
Belki festivali daha da festival gibi hissettirmesi, sezonun içinde herhangi bir haftadan ayırması için programa; atölyeler, sohbet ya da konferanslar gibi yan etkinlikler ekleyebilirler fikrimi ilettim, zaten onlar da benzer düşünceler içindelermiş.
‘1 Festival İzmir’ bahane, AASSM şahane! Önümüzde yerel seçimler var, umarım salondaki bu güzel enerjiyi koruruz.








No comments:
Post a Comment