20 April 2021

Müziğiyle nefesimizi keserdi, gidişiyle nefessiz kaldık: Levent Altındağ

Yazının orijinali 19 Nisan 2021'de jazzdergisi.com da yayınlanmıştır.

Ardından yazısı yazmak zor, her satırının arkasında bir ‘keşke’ var ama keşke ‘keşke’lerin bir anlamı olsaydı. O yüzden konuya ‘iyi ki’ tarafından yaklaşmak istiyorum ve eminim Levent Altındağ’ı tanıyan herkesin onunla ilgili bir ‘iyi ki’si vardır. Bundan 20 yıl önce Aura Records olarak Habbecik albümünü yapmıştık, onunla çalışmış olmak kariyerimin en değerli, en anlamlı edinimlerinden. Müziği ve varlığıyla hayatıma kattıkları için ona minnettarım.
 

Gerçekten çok özel bir müzisyendi, nefesini ruhlarımıza kazıdı, derinlere dokundu. Yalnız müziği ve müzisyenliğiyle değil; insanlığı, babacanlığı, kıvrak zekası, şakacılığı ile çok fazla insana değdi, rehberlik yaptı ve çok sevildi. Ardından çok güzel şeyler yazılıyor ama ah şu ‘ardından’lar... Umarım bu kadar sevildiğini kendisi de biliyordu. 

Biraz küskündü sektöre, o el üstünde tutulması ve pamuklara sarılıp saklanması gereken bir müzisyendi ama maalesef onun yeteneği, müzikal vizyonu ve tecrübesi Türkiye’ye paralel dönüşen müzik sektörüne fazlaydı. Gerçek bir sanatçıydı, kırılgan ruhlu, hassas ve idealistti -müzik sektörüyle azıcık alakası olmuş, biraz daha genişleteyim, Türkiye ve sanat ilişkisinin son 20 yılını gözlemlemiş olan herkes bunu anlayacaktır-, idealizmin hüsranla sonuçlandığı bir iş yapıyordu. İnsan ilişkilerindeki samimiyetsizlik, özellikle konservatuarda öğretim görevlisi olduğu dönemde mücadele etmek durumunda kaldığı bürokrasi, sektörün kıymet bilmezliği, yeni İstanbul ve belki de en önemlisi bir müzisyen olarak yaşadığı ‘nafile’lik hissi yormuştu onu. Müziğiyle hepimizi iyileştiriyordu ama sanat ve sanatçı algısı dejenere oldukça müzik ona şifa olmamaya başlamıştı. 

Facebook’ta paylaştığı resminin altına bunu yazmış: Aranıyor...Resimdeki kişi küsmüzikus hastasıdır, acil olarak notalara ve armonilere ihtiyacı vardır.

7-8 yıl önce müziği bırakıp İstanbul’dan göçme kararı alarak aslında bizi çok daha önce yetim bırakmıştı Baba Levo ama yine de hep bir ümit vardı, elbet bir gün onu tekrar sahnede izleyecektik. Müzisyen arkadaşları hep onu geri çekmeye çalıştılar, ben de ara ara ağzını yoklardım ama yarası kolay kolay iyileşeceğe benzemiyordu. Alıştığı sosyal hayat ve tempodan uzak olmak belki ona bir süre için iyi geldi ama memleketin durumu da kalbini kırıyordu, ağrına gidiyordu yaşananlar. Odağı kendisini üzen şeylerde gibiydi, müzikten iyice uzaklaşmıştı ve sanıyorum içine girdiği umutsuz ruh hali onun bu erken gidişini de hazırladı. Kalp kırıklığı en zor iyileşen hastalık, kanser onun görünen yüzü. Son konuşmamızda biraz bunlardan bahsetmiştik, “Haklısın” demişti, “ama olmuyor ki”... Evet olmadı, olamadı. Levent Altındağ çok erken gitti; ondan alacağımız, öğreneceğimiz çok şey, nefesinin diğer ucunda daha hissedeceklerimiz vardı. 

Levent Altındağ’ın neden özel bir müzisyen olduğunu onu tanımayanlara en iyi müziği anlatacaktır ama dilim döndüğünce şunu söyleyebilirim ki her şeyden önce kendine ait sesi olan bir müzisyendi. Sazlarıyla dahil olabileceği tüm müzikleri çok iyi bilir ama onlara her zaman kendinden bir şeyler katardı. Notalarda yazanı layıkıyla yerine getirir ama bambaşka da bir his yüklerdi çaldıklarına. Derdini tasasını pek konuşarak paylaşmazdı; tam tersine bir şaka yapar, bir kahkaha patlatır, duygularını içeri itiverir ama sonra hepsini müziğiyle konuşurdu. Bu topraklarda yaşamış olmanın müzikal artılarını katardı müziğine. Hele bir de soprano çalışı vardı ki, iyileşmesini istemediğimiz yaralar açtı ruhumuzda. Birdenbire yanık yanık çalmaya başlardı, bazense batı formlarının arasına küçücük, dozunda bir name kondururdu.  Türk Sanat Müziğinin yıldız seslerinden Perihan Altındağ Sözeri ile Türk Halk Müziği’nin önemli yorumcularından ve akademisyen Neriman Altındağ Tüfekçi’nin halaları olmasının bunda payı olmalı.


Soprano saksofon solo: 4:40

Levent Altındağ yeri doldurulamayacak efsane bir müzisyen, bir çok müzisyen için de idoldü. Bu, kulağa çok klişe gelebicek ifadelerin hepsini en üst seviyeden hakeden bir müzisyendi Baba Levo. Evet o hem baba bir insan, hem de baba bir müzisyendi. Eğer aktif müzisyenliği esnasında şu anki sosyal medya olsaydı,  etki alanı müzisyen dostları, cazseverler  ve hatta Türkiye ile  sınırlı olmayacaktı. ‘Etki alanı’ derken yanlış bir ifade kullandım aslında, ‘bilinirliği’ demem daha doğru olurdu. 

Onno Tunç, Şerif Yüzbaşıoğlu, Ismet Sıral, Emin Fındıkoğlu, Nükhet Ruacan, Neşet Ruacan, Süheyl Denizci, Durul Gence, Okay Temiz, Erkan Oğur, Aydın Esen, Arto Tunç, Fahir Atakoğlu ve Aşkın Arsunan gibi isimlerle yapmış olduğu çalışmaların yanı sıra popüler müzikte de sayısız albüm eşliği var. Yaklaşık kırk yılı kayda geçmiş bir kariyerden sözediyoruz. Öyle hikayeleri vardı ki, popüler müzik tarihinin algısını değiştirebilirdi. 70’lerin sonlarından itibaren 90’lar da dahil birçok albümde saksofon ve flüt çaldı. Tarkan’ın Dön Bebeğim’indeki flüt solosu en bilinen popüler işlerindendir. Eskiden albüm kartonetlerinde müzisyen isimleri doğru düzgün yazılmazdı, bu süre zarfında kimbilir kimlerin yüreğine dokunmuştu? 

2000’lerde pop müziğin kalitesinin düşmesiyle birlikte çaldığı kayıtlar konusunda biraz daha seçici olmaya başlamıştı,  o yıllar onun caz üretimleriyle daha görünür olduğu yıllardı. 


2001 yılında Habbecik’in ‘An Meselesi’ albümünü yayınladık. Soprano ve tenor saksofon ile flütte Levent Altındağ, tuşlu çalgılarda Cengiz Özdemir, elektro gitarda Berç Yeremyan, bas gitarda Eylem Pelit, vurmalı çalgılarda Cem Erman ve davulda Volkan Öktem süper kadrosuyla, Habbecik’in yaptığı müzik cazın bu topraklardan hissedilmiş haline en doğru örneklerden biriydi çünkü ortada pazarlama amacıyla yapılmış bir sentez değil, gerçekten hissedilmiş bir müzik vardı. Basın bülteninde şöyle anlatıyordu Levent Abi: “Tabii ki Kandıralı gibi çalamam çünkü onun kadar hissetmiyorum ama içimde var bu müzik. Bütün Türk müzisyenlerinin içinde vardır aslında, fakat bir türlü caza yakıştırmazlar Türk müziğini. Oysa bu müzikte de armoni dahilinde çalınan emprovizasyonlar var, makamların hepsi bir armoniye karşılık geliyor neticede. Diğer müzisyenler de bunun üzerine biraz kafa yorsa, Türk cazı farklı bir boyuta ulaşabilir.” 20 yıl öncesinin cümleleri... Son yıllarda Türk cazının çok daha özgünleştiğini söylemek mümkün ama o zamanlar daha elitist bir tavır hakimdi. Habbecik maalesef çok uzun soluklu olamadı ama tek bir albümle bile caz müzik tarihimizde önemli bir yer tuttu. Günümüzde Habbecik’le büyüdüğünü ve o albümden feyz aldığını söyleyen o kadar çok genç caz müzisyeni var ki. 


Passiflora @ TRT2 / A Night In Tunisia - Flüt solo


Ardından Passiflora dönemi geldi. Gitarda Erdem Sökmen, tuşlu çalgılarda Serkan Özyılmaz, bas gitarda Eylem Pelit ve davulda Volkan Öktem’le latin jazz fusion çaldıkları, gerçekten ustalık isteyen düzenlemelerle müthiş canlı performanslar sergilediler.    

Levent Altındağ Passiflora’yla eş zamanlı olarak Ethno Karma Project, Istanbul Superband, HiJazz İstanbul ve Okan Ersan’la birlikte çaldı; Nana Vasconcelos, Horacio 'El Negro' Hernandes, Anthony Jackson, Federico Ramos, Cliff Almond gibi uluslararası müzisyenlerle konserler verdi. Dzihan & Kamien Orchestra'nın 'Live in Vienna' konser kaydında yer aldı. 

Levent Altındağ & Nana Vasconcelos 

Başka bir batı ülkesinde yaşamış olsaydı dünyaca tanınan bir caz müzisyeni olması işten bile değildi. Birikimi ve müzikal verimliliğinin zirvesindeyken müziği bıraktı, eksikliği kuvvetle hissedildi ama bugünün gelmesini hiçbirimiz beklemiyorduk. Değerlerimiz birer birer gidiyor ve geçmişle bağımız yavaş yavaş kopuyor. Levent Abi bize hikayeler anlatırdı, Türkiye’de çatır çatır müzik yapılan günlere dair belge niteliği taşıyacak hikayeler. Bunları bir kitap yapalım diye başının etini yemiştim o zamanlar ama sanıyorum anlatacağı bu hikayelere Türkiye’nin henüz hazır olmadığını düşünüyordu. Peki kim anlatacak şimdi bize o hikayeleri? 

Hüzünlüyüm, galiba yazdıkça daha da realize oldu onsuzluk, fakat bir yandan da kahkahasıyla, şakalarla gizlemeye çalıştığı kırılganlığıyla, şefkatiyle ve tabii kalbini akıttığı müziğiyle hep içimde bir yerlerde olacağını biliyorum, sevgi bağı hiçbir zaman kopmuyor. Bende bıraktığı anılar, müziğiyle hissettirdikleri paha biçilmez. 

Keşke, keşke, keşke... Hiç susmuyorlar ama yazının girişinde de dediğim gibi nafile olandansa minnet duyulacak olana yönelmek istiyorum. İyi ki sizi tanıdım Levo'canım, iyi ki hayranınız oldum ve birlikte güzel anlar paylaştık. Varlığınızla hayatıma kattıklarınız için size minnettarım. Huzurda olun, neyse ki geride bıraktınız memleketin derdini tasasını. Müzik yapmak da geliyordur artık içinizden, biraz da oradakilerin aklını başından alın.













M
MÜZİSYEN DOSTLARININ CÜMLELERİYLE LEVENT ALTINDAĞ

Ender Töktökü 
Bizim kardeş gibi olmamız ailelerimizden geliyor, müzisyenliğimiz de. Benim babam Ferahim Töktökü bateri,  Levent in babası Erdoğan Altındağ akordeon çalardı. 29 sene hiç ayrılmadan aynı orkestrada birlikte müzik yaptılar. Bizleri de götürürlerdi, çocuktuk, uykumuz gelirdi ama daha sonra biz de heveslendik. Ben piyano, Levent mandolin çalmaya başladı. Sonra o da piyano çalmak istedi, aynı hocadan ders aldık. Ben yüksek okulu Ankara piyano bölümünde okudum. Levent benden daha önce abisi ile birlikte orkestra kurarak çeşitli sanatçılarla çalışmaya başladı. Hiç beraber çalmadık ama birbirimizden hiç kopmadık, son güne kadar da telefonla görüştük. Ne yazık ki kolum kanadım kırıldı. 

Levent Altındağ abisiyle kurduğu orkestrada hem saksofon ve flüt hem de vibrafon çalıyordu.

Fatih Erkoç 
1970-71 yıllarıydı sanırım, Behiç-Levent Altındağ Orkestrası’nda kısa bir süre birlikte müzik yapmıştık. Daha sonra birçok kez birlikte sahne aldık. Çok çok iyi bir saksofoncu ve flütçü idi, birçok müzisyeni de çok etkilediğine eminim. 

Levo, Türkiye’nin diğer harika müzisyenlerinden birçoğu ile, tarihsel müzikal çalışmalara imza attı. Türkiye’dekilerin ve büyük olasılıkla onun yorumunu dinleyen Avrupa’lı-Amerika’lı birçok insanın  / müzisyenin kalbine de dokunmuş, onların duygularını hareket ettirmiş bir yorumcuydu. Ruhu şâd olsun. Sevenlerine sabırlar diliyorum.

Berç Yeremyan 
Onunla 1977 ya da 78’de rahmetli Onno'nun bir stüdyo kaydında tanıştık. Müzisyenliği hakkında epey övgüler duymuştum. Gördüğümde “Bu ne asık suratlı adam” diye düşündüm ama daha sonraları dostluk, arkadaşlık ve vazgeçilmezlik temelinde yurtiçi ve dışı çok ama çok mutlu sahneler paylaştık.  Müzisyen olarak kalitesi uluslararası düzeydeydi. 'Yerel' olanı olağanüstü bir kalite ve temizlikle icra ederdi. Bence o halktan aldığını müziğe ve müzisyene sunan bir sihirbazdı, bu da onu özel kılandı. Aradığı huzura kavuştuğunu biliyorum. Güle güle sevgili Levent, güle güle. Onno'ya selâm söyle.


Fahir Atakoğlu
Levent’le Onno Tunç Orkestrası’nda Sezen Aksu’ya çalarken tanıştım, sonra çok iyi arkadaş olduk ve sayısız konser verdik birlikte. Kendine has bir tonu vardı. Müziği çok iyi okur ve hissederdi. Anthony Jackson ve Horacio Hernadez ile birlikte, bir kez de Cliff Almond ile bize katılmıştı, her birinin ona hayran kaldığını hatırlıyorum. “Adeta Micheal Brecker’ın -ki kendisini çok severdi- Türkiye’de doğmuş hali” demişlerdi. Zamanında buralara gelseydi, şu an dünya onu dinleyecekti... Keşke birlikte tekrar çalabilseydik , albümler yapsaydık... Ruhu Şad olsun.

Şenova Ülker 
Levo’mu ilk kez 1979 yılında Onno’nun orkestrasına girdiğimde  gördüm ve onu görür görmez kanım ısındı. Zekası, müzisyenliği ve dünyaya bakışı yaşının çok ilerisindeydi. Levo’m kişiliği, iyi insanlığı ile bana hem örnek hem de destek oldu.

Zaman içinde hukukumuzla birlikte arkadaşlığımız da gelişti ve böylece ne mutlu ki hemen hemen her projede birlikte keyifle çaldık. Müzisyenliği kadar alçakgönüllülüğü ve esprileriyle de hepimizin gönlüne taht kurdu.

Onun kaybı sadece benim kalbimde ve ruhumda yeri doldurulamaz bir boşluk bırakmayacak, aynı zamanda ülkemizin müzik dünyası açısından da büyük bir kayıp olacak. Işıklar içinde uyusun. Anılarınla hep kalbimizdesin Baba Levo’m.



Aşkın Arsunan, Aycan Teztel, Şenova Ülker, Levent Altındağ

Aycan Teztel 
Hollanda’dan döndüğüm 1985 yılından bugünlere kadar sevgili Levent Altındağ ile aynı kurumda çalıştık ve bir çok projede birlikte olduk.  Beck’s Big Band, 0212, Backstage, İstanbul Superband, Habbecik, Dzihan & Kamien, Ajda Pekkan... Yazmaya devam etsem kitap kalınlığında olacak. Bunun yanında Şenova Ülker ile oluşturduğumuz ŞAL-Kemik Üç ile yüzlercei belki binlerce şarkının stüdyo kayıtlarında birlikte çaldık. Baba Levo’muzu bir iki satırla anlatma imkanı yok, olağanüstü bir müzik yeteneği olan, yaratıcı beyin, inanılmaz bir ruh, lezzet hepsi bir arada. Saksofonu nasıl  çaldığını hepimiz biliyoruz; eline flugelhorn’u, trombonu aldığında, hiç çalışmamamış olmasına rağmen neler çalabildiğini görseniz sanki bu enstrümanları 5-10 yıl çaldı sanırdınız. 

Muzur çocuk provalarda günlerimi aylarımı harcayarak hazırladığım notaları yırtsa da :)) onu çok seviyorum, her zaman seveceğim. Özellikle Eylem Pelit yanında olduğunda Tom and Jerry çizgi filmi seyreder gibi onları izlerdik... Çocuk ruhlu dev adam, sanırım çoğumuz her zaman onu espirileriyle, gülerek hatırlayacağız. Bazı insanlar hiçbir zaman ölmez, efsanedir, şüphesiz Levent Altındağ da onların en önde gelenidir. 

Bu arada onun için bestelediğim ve çok sevdiği müzisyenlerle birlikte yorumladığımız Mr Levo isimli çalışmamızı o hayattayken iki farklı konseptte ona dinletebildiğimiz için de mutluyuz.


Aşkın Arsunan: Piyano, Aycan Teztel: Bas gitar & trombon, Batu Şallıel: Saksofon, Volkan Öktem: Davul

Aşkın Arsunan
Levent’i iki kelimeye sıkıştırmak zor olacak çünkü onu yaşamak gerekir.
Herkes o notaları çalabilirdi ama onun içinden gelen nefes, ruhen ve bedenen tüm yaşanmışlıkların analiziydi. Olduğu yerin ambiyansını çok çabuk çözer, ona göre üflerdi sazını. Duygusallığı yanında, bulunduğu ortamı bir anda neşeye boğar, müthiş zekasıyla herkesin Mr.Levo'su olurdu.

Ben Levent’i yurtdışından döndüğüm senelerde tanıdım, 1996'ydı galiba, birlikte sayısız projede çaldık. O kadar güzel anılarımız var ki! Nurlar içinde olsun benim güzel arkadaşım. Onu çok seven dostları ve müzik camiası olarak kendisini çok özleyeceğiz.


Eylem Pelit, Volkan Öktem, Okan Ersan, Levent Altındağ

Eylem Pelit
Başarılı bir müzisyen olmanın altında yatan zekanın, hoşgörünün, bilgi birikiminin ne kadar önemli ve değerli olduğunu bizlere yaşatan bir usta idi Levent abimiz. Notistliği, (kendisi kabul etmese de ) aranjörlük potansiyeli, enstrümanlarından çıkarttığı sound, cümleleri ve dokunduğu projelerde bıraktığı izler bize hep yol göstermiştir. Gerek provalarda ve konserlerde, gerekse seyahatlerde ve ailecek görüşmelerimizde sayısını hatırlayamadığım anılarımız var. Gitarist Beco Abi’yle oynadıkları ‘bom’ oyunu hala hatırladıkça güldüğümüz anlardandır. Japonya konseri için uçak yolculuğumuzda gürültümüzden rahatsız olan bir Japon’a çıkışı da unutulmaz anlardandı. Apartman görevlisi kapıyı çaldığında karşısında gördüğü jokey kıyafetli adam yine Baba Levo’ydu. Japonya turnesinde kendi odasından, Volkan ile kaldığımız odayı telefonla arayıp gecenin yarılarında bize kitap okuması ve bizim de bir gündüz operasyonuyla kitabını almamız, bunu farkettiğinde gece yarısı bizim odayı basıp ben uyurken Volkan’ın müdahalelerine rağmen başımdan aşağı su dökmesi de hala gülerek anlattığımız anılardandır. Kısacası büyük kayıptır, hem müzikal hem de insan olarak, yeri asla ve asla dolmayacak.

Volkan Öktem
İstanbul’a geldiğimde yer aldığım ilk proje ‘Habbecik’ ile başlayan, sonrasında 20 yıl hem sahne hem stüdyolarda devam eden, samimiyetinde hiç kusur yaşamadığımız bir abi - arkadaş ilişkimiz vardı. Kendisi müthiş zeki, çok esprili ve başarılı bir müzisyendi. Özellikle Eylem Pelit ile beraber onunla biriktirdiğimiz çok anımız var. Yaptığı esprilerle bize kendisini her zaman arkadaş gibi hissettirmiştir. Onunla herhangi bir konserde, organizasyonda ya da hayatın bir anında beraber olmak bizi bir çocuk gibi heyecanlandırıp mutlu ediyordu. Biliyorduk ki, hem çok keyifli vakit geçireceğiz hem de harika bir performans çıkaracağız. Müzisyen kişiliğiyle ilgili birkaç şey söylemek gerekirse; benim için bir müzisyende olması gereken en önemli özellik vizyondur. Levent Abi buna sahip bir müzisyendi. Yer aldığı projelerdeki bestenin istediği havayı en doğru şekilde anlayıp hemen o havayı yaratırdı. Bu yüzden bazı şarkılarda çaldığı solo ya da melodilerde onun çaldığını bilmiyor olsanız Norveçli, Kübalı ya da İspanyol bir saksofoncu çalıyor sanabilirsiniz. Bu benim için çok önemli ve kendi müzikal dünyamda da sahip olmaya çaba gösterdiğim bir özellik. Bu açıdan düşününce Levent Altındağ’ın yerini doldurmak biraz zor olacak. Işıklar içinde uyusun. Onu, hayatta ve müzikte bize bıraktığı bütün güzellikleriyle, sevgi ve hasretle anacağız.

Okan Ersan
Kendini hemen yakın hissettiren babacan tavrı ve inanılmaz müzisyenliği ile Levent Abi’nin kalbimde ve zihnimde çok özel bir yeri vardır. Onunla ilgili duygu ve düşüncelerimi birkaç tümceye sığdırmam mümkün değil ama özellikle yurtdışı konserlerimizde yarattığı enerji ve etkiden kısaca bahsetmek isterim. 

Almanya’da bir dizi konser verdiğimiz dönemde kadromuz çok önemli müzisyenlerden oluşuyordu; yine de söz konusu yaş ve tecrübe olunca bize liderlik edenin her zaman Levent Abi olduğunu söylemek isterim. Sahne öncesi telkinleri, yüksek enerjisi, tecrübesi ve motive edici samimi davranışlarıyla bizleri nasıl bir ‘yüksek performans’ kıvamına soktuğunu birebir yaşadım. Avrupa’da, özellikle Almanya konserlerimizde birçok önemli ünlü müzisyen ile tanıştık, aynı sahneyi paylaştık. Hatta bunlardan birçoğu yıllarca dinlediğimiz, hayran olduğumuz müzisyenlerdi. İşte bu ortamda Levent abi çalmaya başladığı zaman dinleyicilerin yüzünde oluşan hayranlık ifadesini hiç unutmuyorum. Saksofondan farklı tınılar duymaya başladıklarında, izleyicilerin birdenbire nasıl kulak kesildiklerini tahmin edebilirsiniz; Doğu ve Batı ezgilerini bu kadar iyi sentezleyen bir başka saksofoncu ben dinlemedim ve eminim onlar için de bu bir ilkti. O dönemlerde kendi bestelerim üzerine çalışırken Levent abi ile sahnede birlikte çaldığımı ve Levent Abi’nin bestemi kendi özgün yaklaşımlarıyla nasıl yorumlayabileceğini hayal etmişimdir hep. Levent abi sadece sentez ezgiler çalmıyordu, aynı zamanda yaşanmışlığını nefis bir ahenk ve ruhsallıkla dinleyiciye aktarıyordu. Almanların alkışları o kadar yoğun oluyordu ki bazen solodan sonra melodiye girmekte zorlanıyorduk. 


Soprano saksofon solo: 4:40

Bana göre dünya çapında çok özel bir yeri olan, kendi tarzında eşsiz, benzersiz, efsane bir saksofoncu ve müzisyendi Levent Altındağ. Aynı zamanda insanlığı, babacanlığı, ince zekâsı ve esprileriyle hayatımızda çok büyük yer tutuyordu. Yaşam sahnesine erken veda etmiş olması sevenlerine acı veriyor, ancak kişiliğiyle bütünleşen enstrümanından çıkan seslerin hala kulaklarımızda tınlamaya devam etmesi tesellimiz olacak. Güzel anısına saygıyla…  

Sibel Köse
Onu tanıyan ve seven herkes gibi ben de bugün çok üzgünüm. Levent Altındağ, nam-ı diğer ‘Baba Levo’yla İstanbul Superband ve Passiflora ile aynı sahnede olma şansını yakaladığım için ise kendimi şanslı hissediyorum. Kaç grupta çaldığını, hangi kayıtlarda yer aldığını, nerelerde, kimlerle neler yaptığını kim sıralamaya kalksa eminim bir şeyler eksik kalır. Yakınlarında olmak daima heyecan vericiydi; her birinde adeta bir sihirbaz gibi ustalığını sergilediği nefesli enstrümanları ile farklı coğrafyaların stillerindeki yetkinliği bir yana, doğaçlamayı hiçbir zaman elden bırakmadığı gelişkin mizah duygusu, kıvrak zekası, hazırcevaplığı, neşesi, babacanlığı, genç müzisyenlere olan desteği, sözünü esirgemezliği... onu anarken ‘efsane’ dedirten tüm özellikleriyle ardında bıraktığı büyük boşluk için şimdi içimiz cız ediyor. Bir süredir İstanbul’dan uzakta olsa da varlığı ve desteği yetiyordu. Yaşatmış olduğu tüm güzellikler için minnet, saygı ve sevgilerimizle  kalbimizde yaşatmak üzere onu uğurluyoruz, ışıklar içinde olsun. 


Levent Altındağ, Umut Pelit

Umut Pelit 
Levent Abi hayatımıza ağabeyim Eylem Pelit ile olan ilişkisinden dolayı dahil olmuştu. Dinlediğim her albümde onun sesini duyuyordum, özellikle Kemik Üç ile çaldıkları farklı tarzlardaki albümler beni çok etkilemişti. İlk olarak 1990’lı yılların ortasında Etiler stüdyo 54’de, Okay Temiz konserinde çalarken dinleme fırsatım olmuştu onu. O ilk tanışma, bir süre sonra onunla beraber Volkan Konak ile aynı sahnede olma şansı ile devam etti. Bu arada hayatımın en önemli deneyimlerinden birisi olan Habbecik’in kuruluş ve sahne performanslarında da sürekli yanlarında var olarak yaşamaya başlamıştım. Beraber çalmanın bir süre sonra bir ağabey-kardeş, hatta baba-oğul ilişkisine dönüşmesi, benim onunla beraber enerjisi her anlamda yoğun bir hayat yaşamama sebep oldu. Levent ağabeyimin müthiş zekası, entellektüel donanımı ve muazzam müzisyenliği hayatımın her anında bana büyük yol gösterici oldu. Pek çok önemli konuda beni hep iteklemiştir, gerek yol göstererek, gerekse direkt müdahil olarak. Efsanem ile inanılmaz güzel anılar biriktirdim, her biri birbirinden özel, anlamlı ve hepsi birbirinden komik… Benim için en önemli özelliklerinden birisi, bir işi sevsin ya da sevmesin asla elden bırakmadığı profesyonelliğiydi. 2006 ya da ya da 2007 yılında Kastamonu’da sabah kahvaltısının akabinde tarihi kaleyi ziyarete gitmiştik. Kalenin surlarındaki tarihi toplarda fotoğraf çektirirken düşüp sağ el bileğinin kapsülünü kırmıştı. Hastanede alçıya alındıktan sonra (çok parçalı bi kırıktı) yine çıktı 2 saat boyunca gık demeden bütün enerjisi ve müzikalitesi ile çaldı. Bu sahne disiplinini gördüğümde bir kere daha anladım ki; evet çok önemli bir müzisyen olabilirsiniz ama bir sanatçı olmak için çok daha fazlası gerekir.

Ona olan sevgimi ve özlemimi yazarak kelimelerle anlatmam gerçekten çok zor. Müziği, ağabeyiliği ve hayatıma kattığı her şey için sonsuz teşekkürler. Devrin daim olsun.

Sıtkı Sırtanadolu 
Hey gidi Baba Levo .  Ne kadar da zamansız bıraktın bizi. Aslında, o seni çok özel kılan, hayatta kendini en iyi ifade etme biçimin olan müziği çok daha erken bırakmıştın. Geçen 40 senede ülkemizdeki ana ve yan akım tüm müziklerin tam ortasında, yaratım aşamasında, ilklerin en başlarında hep sen vardın. Bizlerin ilham kaynaklarını oluşturan, hikayelerini efsane gibi dinlediğimiz, tüm o yüce oluşumlarda hep sen vardın. Muazzam bir içgüdü, adanmışlık ve kafa açıklığı ile bir tarzı değil, dünyayı çalardın. Öyle ki, o çok sevdiğin ve ilham kaynağın Michael Brecker ekolü bile, senin üflemenle boyut değiştirir, zamansız ve referanssız bir noktada bambaşka diyarlara giderdi. Belki de, ülkemiz müziğinin önde gelenlerinin tek ortak paydası olmuş, her tarz müzikal oluşumun en talep görenlerinden biriydin. Tüm bunların yanında, muazzam espri yeteneğin ve zekan ile etrafına hep ışık saçan, sonraki jenerasyonların gözdesi, ağabeyi, ilham kaynağı oldun. Seni yakinen tanıyan müzisyenler her ne kadar değerini bildiyse de, piyasa gerçekleri seni enstrümanına bir anlamda küstürdü, hayatının son yıllarında keyif alarak geçirdiğin Altınova sana kısmen de olsa pansuman oldu. 

Hoşça kal Levent Baba, hep içimizde kalacaksın. Efsane müziklerin artık gençlerin kulaklarında yankılanacak; ama daha da önemlisi, o güleç yüzün ve mizahın seni hep bir tebessümle anmamıza sebep olacak.


Horacio ‘El Negro’ Hernandez, Levent Altındağ

Horacio ‘El Negro’ Hernandez
Onunla Fahir Atakoğlu ile Türkiye'de ilk kez çaldığımda, İzmir’de tanıştım. Sempatisi ve insanlığı aramızda hemen bir bağ oluşturdu... O andan itibaren ona ben de ‘Baba’ dedim. Onu görmek ve birlikte çalmak her zaman bir zevkti. Muhteşem müzisyen. Huzur içinde yat sevgili dostum. 

Vlado Dzihan (Dzihan & Kamien)
Bir insan ve müzisyen olarak Levent’in büyük hayranıydım. Enstrümanında gerçek bir ustaydı ve birlikte çaldığımız en çok yetkin müzisyenlerden biriydi. Onu ilk kez Sezen Aksu'nun 'Davet'inde dinlemiştim - gerçekten harikaydı. Levent'in eşi benzeri olmayan, sıcakkanlı bir insandı. Çok özlenecek!

No comments:

Post a Comment