Bir önceki yazımda görüşlerine başvurduğum müzik sektörü profesyonellerinden, Zorlu Performans Sanatları Merkezi Genel Müdürü Filiz Ova'yla, sektörel görüşleri ile Zorlu PSM'nin proje ve planları üzerine mini bir söyleşi.
Siz hem biletli hem de ücretsiz konserler yapıyorsunuz. Biletli ve ücretsiz konserleri karşılaştırdığınız zaman, çok belirgin farklar çıkıyor mu izleyici sayısı açısından?
Bunu yalnızca PSM Online üzerinden değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. PSM Online en yeni sahnemiz, ancak bizim dijitaldeki tek varlığımız değil muhakkak. 380 bin kişinin üzerinde takipçisi olan Youtube kanalımız üzerinden sunduğumuz farklı içerikteki programlarımızın tamamını, ücretsiz olarak izleyicilerimizin beğenisine sunuyoruz. Sizin de belirttiğiniz gibi PSM Online üzerinden de hem biletli hem de biletsiz yine pek çok konseri de seyircilerle buluşturduk. YouTube kanalımızdaki programların çeşitliliğini artırırken, eş zamanlı olarak özel konserler ve etkinliklerle PSM Online’da da sanatseverlerle buluşuyoruz. Her bir dijital mecranın dinamiği farklılık gösteriyor. İki platformun gücünü kullanarak, farklı kitlelerin nabzını tutuyor ve beğenilerine uygun içerikler üretiyoruz. Online içeriklerimizi hayata geçirirken, bireylerin kültür sanata olan ihtiyacını göz önünde bulunduruyor ve katılımlarını sürdürülebilir ve ulaşılabilir kılmaya odaklanıyoruz. Kaliteli içerikler üretildiği sürece ister dijitalde, ister fiziki mekanda gerçekleşen bir etkinlik olsun, izleyici buradaki emeği fark edip ona göre bir karşılık veriyor. Biz de farklı kesimlerin ulaşabileceği, kendilerinden bir parça bulabileceği, kaliteli kültür sanat içerikleri yaratmayı önemsiyoruz.
Global müzik endüstrisinin evrilmeye başladığı yöne en yakın sunumu siz yapıyorsunuz. Dijitalleşmeyle paralel olarak yeni çalışma modelleri oluşuyor, biraz lisanslama konularından bahseder misiniz?
Sanatçılar ve kurumlar yepyeni dinamiklere alışıyorlar. Telif hakları hukuku her geçen gün daha önemli hale geliyor. Dijital ürünler kimi zaman bir mekana ya da markaya özel üretilebiliyor. Kimi zamansa, sınırlı gösterim hakkıyla platformlarda yer alıyor. Genelde performans videosunun platformumuzda kalacağı süre işin fiyatlandırılmasında büyük önem kazanıyor. Çok yüksek bir bedeli yoksa, süresiz anlaşmalarla pek karşılaşmıyoruz. Sanatçılar genelde konsept olarak her yerde aynı yayılan bir performans değilse -bir albüm lansmanı gibi-, bu performans kayıtlarını farklı tarihlere yayarak platformlarla çalışmayı tercih ediyorlar. Pandemi ile birlikte dijital konserlerden beklentimiz de değişti. Pandeminin başında daha samimi videoları izleyici merakla karşılarken, artık teknik anlamda ciddi prodüksiyonu olan, özel görüntülerin ve farklı içeriklerin yer aldığı konser ve etkinlikler bekliyorlar. Menajerler dijital konserlerin etrafında, fiziksel bir dünya da kurmaya çalışıyor. Kimisi film gösterimleri ya da markalı ürünlerle desteklemeye çalıyor. Önümüzdeki dönemde sanatçısından menajerine, mekandan prodüksyon ekiplerine yeni çalışma modelleri oluşturacağımıza inanıyorum.
Pandemi sürecinde sektörün zaaf ve kırılganlıklarının çok hızlı bir şekilde gün yüzüne çıktığına şahit olduk. En önemli sorunlardan biri de telif sorunuydu. Daha önce fiziksel etkinliklerde sanatçıların izin verdiği çerçevede çekimler yapılıyor veya yapılamıyordu. Sanatçılarla yaptığımız yeni anlaşmalarda, bu konuyu önceliğimize aldık ve yeni sözleşmelerimizde her iki tarafa da mağduriyet yaratmayacak şekilde düzenlemelerde bulunuyoruz. Yeni sözleşme modelleri ile hem kurumların hem de sanatçıların memnun olacağı ortak zemini yakalamak gerekiyor.
Sizce Türkiye hibrit programlama modeline uygun bir ülke mi ve tabii kısa, orta ve uzun vadeli planlarınız nelerdir?
Hibrit model pandemi bittiği zaman da hayatımızda olmayı sürdürecek bir zorunluluk. Çünkü bunun yapılabildiğini gördük artık. Kültür sanatın herkese erişmesi gerekliliğine inanırken, dijitalden vazgeçmek çok doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Türkiye’nin hibrit programlamaya uygun olması ya da olmaması gibi bir durum olduğunu düşünmüyorum. Nasıl ki şu anda akıllı telefon ya da sosyal medya dediğimiz ağlar hayatımıza entegre oldu ve kültürümüzün bir parçası haline geldiyse, bundan yirmi yıl sonra da hibrit etkinlik aynı benimsemeyle yaklaşacağımız bir uygulama olacak hayatlarımızda.
Bizler de PSM olarak çalışmalarımızı her olası durumu düşünerek planlamaya devam ediyoruz. Kısa vadede ilk hedefimiz sahnelerimizde tüm önlemler dahilinde seyircilerimizi güvenle ağırlayabilmek. Pandemi süresince 200’den fazla online yayında, 36 milyon görüntülenmeyle 10 milyon saat izleyicilerimizle beraberdik. İçerik serilerimiz, milyonlar tarafından hala izleniyor. Dijital sayesinde erişim alanımız genişledi. Youtube içeriklerimiz, online konserlerimiz ve yeni projelerimizle daha geniş kitlelere ulaşmaya devam ediyoruz. Tiyatronun kült eserlerinden kesitleri görsel hikaye anlatıcılığı ile bir araya getirdiğimiz Dijital Sahne serimiz 10 bölümde 2 milyondan fazla izleyiciye ulaştı. Sahne Tozu Yutanlar ise 1 milyona ulaşmak üzere. İbrahim Selim ile Bu Gece’de ise bölüm başına 1 milyondan fazla izleyiciye ulaştığımız oluyor. Youtube kanalımız ise geçtiğimiz yıl 200.000 yeni abone kazandı. Yeni program formatları yaratıyor, eş zamanlı farklı seriler üretmeye devam ediyoruz. Bunun yanı sıra ‘Şimdi de radyodaki performansımızı görün’ motto’suyla Vestel sponsorluğu ve Karnaval Medya Grubu iş birlikteliği ile Mart ayında yayına başlayan Vestel PSM Radyo, PSM’nin ses odaklı yeni girişimi. Ses kültürünün yükselişte olduğu bu dönemde, PSM deneyimini online radyo ile birleştiriyor ve özgün içerikler sunmayı sürdürüyoruz. Gün boyu PSM sahnelerinde görmeye alışkın olduğumuz isimlerden oluşan müzik seçkisinin yanı sıra, 10 farklı özel radyo programımız var.

No comments:
Post a Comment