Dominic Miller Türkiye’de temsil ettiğim ilk yabancı sanatçı. Müzik sektöründe şu anda bulunduğum faaliyet alanının temellerini onunla attım. Birlikte üç konser yaptık, dördüncüsü yolda, 2027’yi de planlıyoruz. Yaptığım iş yalnız konser bağlantılarını kurup süreçlerini yönetmeyi değil, sanatçı algısı ve bilinirliğine katkıda bulunacak çalışmalar yapmayı da içeriyor. 25 Eylül’deki konserinin medya planlamalarını yaparken, onunla bir röportaj da kendim yapmak istedim, ona merak ettiklerimi ve cevabını bildiğim ama başkalarına da duyurtmak istediğim soruları sordum. Şimdi menajer şapkamla, gazeteci şapkam arasında gidip gelerek Dominic Miller’ı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Önce kendisini tanımayanlar için küçük bir özet. Dominic Miller Arjantin doğumlu. Amerikalı bir baba ve İrlandalı bir annenin çocuğu olmasına rağmen, Latin Amerika kültürü onun hamurunda var. Çocukluk yılları Buenos Aires’de geçmiş, ki bu aynı zamanda gitar tutkusunun da filizlendiği yıllar. Nerdeyse her evde bir gitarın olduğu ve herkesin az çok gitar çalabildiği bir kültür. O da 9 yaşında başlamış gitara, ablası ona Arjantin halk türkülerini öğretmiş. Daha sonra Beatles’ı, Rolling Stones’u, İngiliz ve Amerikan rock’ını keşfetmiş ve tabii ufku biraz genişlemiş ama onu geri dönüşsüz yola sokan Jimi Hendrix. “Eğer biri gitardan bu sesleri çıkartabiliyorsa, bunun nasıl olduğunu bilmek istiyorum.” Bu cümleyi kurduğunda yaş 11. Aynı dönemlerde yoğun olarak Brezilya müziği de dinliyor ve oradaki odağı da, akustik gitardaki en büyük ilhamlarından biri olan Baden Powell. Jimi Hendrix ve Baden Powell’ı “iki rehber yıldızım” olarak tanımlıyor Dominic Miller. Ardından klasik gitara ilgi duyduğu bir dönem ve Amerika ve İngiltere’ye taşınmasıyla Amerikan şarkı yazarları ve İngiliz rock’ına ilgi duyduğu dönemler geliyor. Müzikal beslenme kaynaklarının çeşitililiği, onun stilsizliğini ya da daha doğru bir ifadeyle, stilinin kendine haslığını gayet güzel izah ediyor.
Bir gitarist olarak kendisini hiçbir türün üstadı olarak görmüyor ve çalışını bir stille özdeşleştirmiyor ama farklı müzikal dilleri karşısına çıkan her duruma karşılık verebilecek kadar iyi tanıdığını söylüyor. Kendisini daha çok eşlik ettiği sanatçının müzikal vizyonunu hayata geçirebilen bir bukalemun olarak görüyor ama kendine has bir sesi olduğunun da farkında. O sesi bulmak için hiç çaba sarfetmediğini, zaman içinde o sesin kendisine geldiğini söylüyor ama tabii çalışmanın önemini vurgulamadan da geçmiyor. “Kendi kimliğinizi oluşturmak için uğraşmayın eğer gerçekten istiyorsanız bu olacaktır ama çalışmanız ve sabırlı olmanız gerekiyor. 15 yaşındayken kendimi odama kilitledim ve 10 yıl boyunca neredeyse sadece çaldım, arkadaşlarım gibi gezerek eğlenerek bir ergenlik geçirmedim çünkü çalmaktan başka bir şey düşünemiyordum. Sadece çalın, çalabildiğiniz kadar çok tür çalın, kimlik sizi bulacaktır. Bana tam olarak böyle oldu. Benim stilim beğendiğim tüm türlerin bir kombinasyonu.”
DOMINIC MILLER’IN ŞARKICISI
Evet, geniş kitleler onu Sting’in gitaristi olarak tanır. Bana göre de gitar tonu, Sting parçalarının alametifarikasıdır. En eğitimsiz kulak bile o gitarın birkaç notasını duyduğunda şarkıyı mırıldanmaya başlar. Bu ciddi bir imza. Sting’in şarkı yazarlığı kadar, onun bazı dokunuşları da popüler müzik hafızasına kazınmış durumda. Zaten kendisi de “eğer bir müzikal kimliğim varsa, o sound’umdur” diyor ki, bu da yaptığı işlerle doğrulanmış durumda.
35 yıldır hem stüdyoda hem konserlerde beraberler. Bu müzik endüstrisinde az rastlanacak uzunlukta bir süre, bunun sırrını merak ediyorum.
“Sting’le müzik söz konusu olduğunda ortak bir merak duygusunu paylaşıyoruz. Bizi bir arada tutan şey bu. Sahnede ve stüdyoda neredeyse telepatik bir iletişimimiz var. Birbirimizi şaşırtmayı, hatta birbirimizi kışkırtmayı seviyoruz.”
Onu hiç sahip olmadığı erkek kardeşi (üç kız kardeşi var) gibi görüyor ve ondan çok şey öğrendiğini söylüyor; özellikle de müziğe farklı bir açıdan yaklaşmayı.
Eşlik müzisyenliğini karakter oyunculuğuna benzetiyor Dominic Miller. Sting’in de şarkı yazarlığının çok teatral olduğunu, karakterler yarattığını, şarkılarının otobiyografik olmadığını, kendi çalışının da otobiyografik olmadığını ve şarkıya hizmet edecek karakterlere büründüğünü söylüyor.
Peki Sting’le birlikte üretir veya sahne alırken kendisini tamamen ifade edebilecek müzikal özgürlüğe sahip olduğunu hissediyor mu, yoksa önceliği her zaman onun müziğine hizmet etmek mi?
“Müzikle gidebildiğim yere kadar gitmem konusunda bana tamamen özgürlük tanıyor. Bir şeyi beğenmezse bakışından anlıyorum ama asıl mesele, risk almamı sevmesi.”
BU SENİNLE İLGİLİ DEĞİL
O geceyi sonradan değerlendirdiğimde “Herhalde” dedim, “adam dünyanın en kalabalık seyircilerine çalıyor, en güzel restaurant’larında yiyor, en lüks otellerinde kalıyor, doymuş olmalı.” Oysa meslek hayatım boyunca bu koşulları sağlayıp da doymayan, açlığı daha da artmış o kadar çok müzisyen gördüm ki. Onu tanıdıkça anlıyorum bunun kişisel önemden sıyrılabilmek olduğunu. O müziği, yani kalbini oturtmuş yönetici koltuğuna, ego’sunu olması gereken yerde tutabilmeyi becermiş.
Ne müziğinde, ne iletişimlerinde “Ben” diye bağırmıyor. “Bu seninle ilgili değil” diyor sıkça, bir eşlikçi olarak müziğe hizmet etmesi gerektiğinin farkında. Peki kendi müziği olduğunda da mesele hâlâ kendisi değil mi? Hayır, patron her zaman müzik. 45 yıllık profesyonel kariyerinde onun peşine takılmış gidiyor ve heyecanı hala o 11 yaşındaki çocuğunki kadar taze. “Her sabah yapmak ve keşfetmek istediğim bir sürü şeyle uyanıyorum” diyor.
Kariyerim boyunca inanılmaz yetenekli müzisyenlerin zamanla yaptıkları işe duydukları iştahı ve heyecanı kaybedip birer memura dönüştüklerini gördüm. Bu heyecanı canlı tutan şeyin ne olduğunu merak ediyorum.
“Kulaklarımı ve kalbimi her şeye ve herkese açık tutmak, yaptığım şeyle bağımı korumama yardımcı oluyor.”
Dikkatinin kendisine değil, yaptığı işe dönük olması da onu hem ilham verici bir müzisyen hem de insan yapıyor. Sahnede de mütevazı, seyirciyle her zaman sıcak iletişim halinde. Saygılı ve sevgiyi paylaşan bir iletişim. Samimiyetinin seyirciye nüfuz ettiğini görüyorsunuz, duygular karşılıklı.
Kendi grubuyla turneye çıkıyor, Sting’le yoğun bir şekilde çalışıyor, başka müzisyenlerin prodüksiyonlarını yapıyor ve hâlâ eşlik müzisyeni olarak çalışıyor. Bunlardan onu en heyecanlandıran ve içindeki çocuğu ortaya çıkaransa iş için değil, eğlenmek için müzik yapma duygusu. Gerçekten de sahnede sanki arkadaşlarıyla bir oyun bahçesinde gibiler, birlikte yaratıyorlar, anlamadığımız bir dilde konuşuyorlar ve kesinlikle eğleniyorlar.
İstanbul konserinde setlist’ini gösterip “Bunu bir menü gibi düşünün, bir sırası yok, o anda seçiyorum. Hangi parçaya gireceğimi hiçbir zaman bilmiyorlar. Onların güvensizliği bana kendimi daha güvende hissettiriyor” demişti gülerek, oysa bir grup lideri olarak güveni grup arkadaşlarına tanıdığı özgürlük alanında tesis ettiği aşikar. Kariyerinin büyük bir bölümünü eşlik ederek geçirmiş bir müzisyen olarak ona eşlik edenleri iyi anlıyor, kendi tecrübelerini onlara aktarıyor, onlardan da birçok şey öğreniyor. Sting’le çalışmasındaki “Bu seninle alakalı değil” prensibini kendi grubunda da uyguluyor. Sting’in ona tanıdığı alanı onlara tanıyor, onlar da katkılarının kendileriyle alakalı olmadığını bilerek müziğe hizmet ediyorlar.
Grup arkadaşlarının onunla ilgili görüşleri de yukarda yazdıklarımı doğruluyor.
Mike Lindup (Level 42) - Piyano, tuşlu çalgılar, vokal
Nicolas Fiszman - Bas gitar
Rhani Krija - Perküsyon
"Dominic, Sting’in dünyasına ilk girdiğimde her zaman yanımda olan dostum ve meslektaşım. Benim için bir müzisyenden çok daha fazlası; o doğuştan bir sanatçı.
O ‘AZ, DAHA ÇOKTUR’ felsefesinin ete kemiğe bürünmüş hâli. Dokunuşundan çıkan tek bir ton, size koca bir hikâye anlatabilir ve çizdiği tek bir çizgi, gözünüzde koca bir film canlandırabilir.
Onunla sadece aynı sahneyi paylaşmaktan değil, kahkaha ve sihir dolu tüm anları paylaşmaktan büyük keyif alıyorum.
O bir gitar sihirbazı.”
Dominic Miller yılın yaklaşık 10 ayını yollarda geçiriyor, aralarda kayıtlar, farklı projeler. Fırsat buldukça dinlendiğini söylüyor, gerçekten de konser biter bitmez hemen odalarına çekilmek istiyorlar. Öyle gezelim de, o kulübe gidelim falan yok. Bak ona doymuşlar işte. Bu acaip tempoların arasında, onlar için yakalanması zor olan dinlenme anları.
Bu tempo fizilksel dayanıklılık ve kendine iyi bakmayı da gerektiriyor. Yoga yapıyor ve bol bol yürüyor. Onun medisyonu yürüyüş, bestelerinin ilk fikirlerini çoğu zaman yürüken buluyor. Yoğun temposundan arınmasına yardımcı bir de satranç var, bütün gün her şeyi unutup oynayabileceğini söylüyor. Zor bir tempo olduğu ortada ama insan her sabah yeni bir keşif isteği ve şevkle uyanıyorsa, o enerji ve yaptığı işi çok seviyor oluşudur ona bu gücü veren.
Böyle giderse bu yazı hiç bitmeyecek. Onun için ben şimdi aradan çekiliyorum ve sizi soru-cevaplarla başbaşa bırakıyorum.
Dominic Miller konseri 25 Eylül Cuma akşamı saat 21:00’de, Zorlu PSM Turkcell Platinum sahnede. Ben şahsen iple çekiyorum. Yaptığım işin en güzel tarafı sevdiğim müzikleri dinlemek ve o müziğin ardındaki müzisyenlerle temas edebilmek. Bu konserde kaliteli popüler müziğin yükselen isimlerinden Fikri Karayel de “hayatımın soundtrack’i olmuş” dediği birkaç parçaya vokaliyle konuk olacak. O da çok heyecanlı, hepimiz öyleyiz.
- Fingerstyle tekniğinizi (parmakla çalma tekniği) nasıl geliştirdiniz ve fingerstyle, pena ile çalmanın sağlayamadığı neyi ifade etmenize olanak tanıyor?
Parmak etinin tellere değmesi bence mükemmel bir sound yaratıyor. Köklerini klasik gitardan alan, kendime özgü tuhaf bir sağ el tekniğim var.
- Çalışınızda çok fazla boşluk var. Bu ölçülülük bilinçli olarak öğrendiğiniz bir şey mi, yoksa müziği duyma biçiminiz mi?
Müzikte boşluğun işlevini zaman içinde geliştirip anlamaya başladım. Hâlâ öğreniyorum ama doğru olduğunda sihirli bir şey ortaya çıkıyor.
- Enstrümantal müzikte; neredeyse kıtaları, nakaratları ve köprüleri olan bir şarkıya benzer bir anlatım yaratmaya çalıştığınızı söylemişsiniz. Sözler olmadığında ne tür hikâyeler anlatıyorsunuz?
Belirli bir hikâye anlatmıyorum. Daha çok, dinleyicinin kendi hikayesini yaratabileceği bir ses sahnesi oluşturmaya çalışıyorum. Bu nedenle yapı ve form önemli.
- Müziği daha etkileyici hâle getirmek için icranızdan tek bir şeyi çıkarmanız gerekseydi -notalar, - teknik, efektler veya volüm- neyi çıkarırdınız?
Bazen fazla düşünmeyi.
- Bir gitarist hangi noktada şarkıya hizmet etmeyi bırakıp şarkının önüne geçmeye başlar?
Fazla düşündüğünde.
- Sizce hangisi daha zor: doğru notayı bulmak mı, yoksa bir notayı ne zaman çalmamak gerektiğini bilmek mi?
Hah! İkisi de önemli.
- Kariyeriniz boyunca size en büyük katkıyı sağlayan tek bir özelliğinizi söylemeniz gerekse, bu ne olurdu?
İçgüdülerim.
- Müzikal olarak hiç ilhamınız olmadığında ya da stresli hissettiğinizde nasıl başa çıkıyorsunuz?
Hareket etmeyi ve düşünmeyi bırakıp cevabın gelmesi için sabırlı olmaya çalışıyorum.
- Çalışını dinleyip de “Keşke bunu ben düşünseydim” dediğiniz bir gitarist var mı?
Elektrik gitarda Larry Carlton, akustik gitarda Baden Powell.
- Şu sıralar özellikle heyecan duyduğunuz genç gitaristler veya müzisyenler var mı? Dinlememiz gerektiğini düşündüğünüz biri?
Matteo Mancuso inanılmaz!
- Türk dinleyicisine çalmaktan gerçekten keyif aldığınızı, müzik konusunda yüksek bir zekâya sahip olduklarını düşündüğünüzü ve bunun belki de böylesine karmaşık bir müzik kültürünün içinde büyümelerinden kaynaklandığını söyledimiştiniz 2022’deki İstanbul konserinizde. Özellikle sizi çeken bir Türk müzik geleneği, sound’u veya enstrümanı var mı?
Türk müziğinin karmaşık ritimlerini seviyorum; ama sizin için bunlar oldukça basit olmalı.
- Bir Türk müzisyenle işbirliği yapacak olsanız sizi hangisi daha çok heyecanlandırırdı: başka bir gitaristle çalışmak mı, yoksa tamamen farklı bir müzikal geleneğe ait bir enstrümanı kendi sound’unuza dahil etmek mi?
Türk enstrümanlarını daha yakından tanımayı ve böyle bir işbirliği yapmayı çok isterim.






No comments:
Post a Comment