19 October 2026

Aralıksız oruç maceralarım

Bir süredir uzun oruç tutmuyordum. Geçenlerde Dr Esra Çavuşoğlu’nun Ayık Kafa podcast’inde metabolizma ve fonksiyonel beslenme uzmanı, Ben Azari’yi dinlemek tekrar bir kalkıştırdı beni. O sohbeti dinlemek, bedenin kendini yenileme becerisini ne kadar büyüleyici bulduğumu hatırlattı bana, daha önceki deneyimlerimi ve her yapışımda ne kadar şifalandığımı hatırladım. Normalde bir zaman belirler, kendimi içsel olarak hazırlar, sonra da o plana uyardım ama bu kez öyle olmadı. Sohbeti dinlediğimin ertesi günü, sabah tam uykuyla uyanıklık arasında verdim start’ı. Kendimi de “Bak 12 saati geçti bile, kaldı 72 saat, yaparsın seeeen” diyerek gaza getirdim.

Bu satırları 34. saat civarında yazıyorum ve şaşkınım. 4 aydan uzun süredir sol dizimde geçiremediğim bir ağrı var. Önce dizimde mekanik bir problem olduğunu sandım ama sonra iz süre süre problemin bacak kaslarımın güçsüzleşmesi ve ekleme taşıyamayacağı kadar yük bindirmesi olduğunu anladım. Çok anlaşılır çünkü hayatımın en zor 2,5 yılının içinden geçerken bedenim alışık olmadığı kadar hareketsiz kaldı ve biraz da ağırlaştı. İlk 1,5 yıl kendi sağlığımı düşünecek vaktim yoktu, son bir yılda ise yaşayacak enerjim. Yürümenin bana ne kadar iyi geldiğini bile hatırlatmam gerekti kendime, sadece yürüyerek ve karbonhidratla şekerden zayıf beslenerek 55 kilo vermiştim. Hatırlamasına hatırladım ama o kadar enerjim yoktu ki, çoğu zaman bir bahane buluyordum ötelemek için. Dizimin ağrısının ardındaki gerçek sebebi anladıktan sonra tam gaz geri döndüm yürüyüşe ama konumuz bu değil.

Beni şaşırtan, daha birinci gün dizimin ağrısının belirgin bir biçimde hafiflemiş olmasıydı. Bu sabah koşarak merdivenleri inebildiğimde anladım. Teoride bunun mümkün olduğunu biliyordum ama daha önce böyle bir deneyimim olmamıştı. Daha çok zindelik, enerji, cildimin güzelleşmesi gibi tecrübelerim olmuştu, bir de kan tahlillerim pamuk gibi çıkmıştı.

Tabii ki ben de birdenbire başlamadım uzun oruca, ilk denediğimde zaten 2 yıldır aralıklı oruç prensibiyle besleniyordum ve çok rahattım, bu beslenme artık benim yaşam biçimim olmuştu.

----------------------------

Orucumun 82. saatine yaklaşıyorum, her şey gayet yolunda. Yine de şunu eklemeliyim. faydalarına sonuna kadar inansam da, bu tarz deneyimler bilgi ve daha da önemlisi güvenilir bir rehber istiyor. Daha önceki denemelerimde 72. saatte elektrolitlerimi takviye etmek için ağzıma attığım Çankırı kaya tuzunun, tansiyonumu fırlatması (vücut o kadar boşken tuzun hemen emilip sodyum seviyemi aşırı yükselteceğini akıl edememiştim), yine midem bomboşken başımın ağrısı için “nasıl olsa hafif bir ağrı kesici”diye düşünerek Parol aldığımda midemi tahriş etmiş olmam gibi bilgisizlik kaynaklı deneyimlerim oldu. Keşke Türkiye’de bu konuyu çok iyi bilen, kendi de hayatında uygulayan birini bulabilsem ama bilgilerim şimdilik yabancı ve soru sorabileceğim değil, kayıt edilmiş kaynaklarla sınırlı ve tecrübe ettikçe öğreniyorum ama bunu kimseye tavsiye etmem. Bende hafif bir ‘biohacker’ manyaklığı olduğu aşikar ama seçici bir biohacker’ım, ilaç denemek için bedenimi bilimin hizmetine sunmam ama insan bedeninin muhteşemliğini ve her şeye muktedir olduğunu gösteren deney ve pratikler çok ilgimi çekiyor. O kadar mucizevi  bir organizma ki, bence bilim hiç bir zaman insan bedeninin tüm sırlarına vakıf olamayacak. Ve eğer bir faydayı kendim defaaten deneyimliyorsam, bilimin kanıtına en ufak bir ihtiyaç duymuyorum. İnsan eğer sinyalleri görme ve duyma becerisini geliştirdiyse, bedeniyle kurduğu iletişim benim için kanıtların en alası. Bir rahatsızlığa bilimin ışığında teşhis konulabilir ve bilimin onayladığı tedaviler uygulanabilir ama gerçek başarı; durum kişi özelinde, ruh hali ve zihin durumu da işin içine katılarak incelendiğinde elde edilebiliyor. Geçmiş gibi görünen ama nükseden hastalıklar, semptomları iyileştikten sonra başka bir yerden patlak veren kök sebepler... Bunlara bakmadan işleyen tıp sistemine zerre kadar inancım yok ve modern tıp sistemiyle bu inançsızlığı oluşturacak kadar çok deneyim yaşadım.

--------------

4. uzun oruç denememi 86 saat 25 dakikada sonlandırdım. Bu yolculukta daha öğrenecek çok şeyim var ve buna niyetliyim.

Uzun açlıktan sonra beslenmeye çok yavaş ve kademe kademe başlamak çok önemli. Orucu et ya da et suyu gibi proteinden zengin bir gıdayla başlanması, karbonhidrata daha sonra geçilmesi tavsiye ediliyor. Daha öncekilerde karın açlığından ziyade göz açlığıyla beslenmeye çok hızlı geçmiştim ve bağırsaklarım hemen isyan etmişti. Bu kez önerilen şekilde geçtim beslenmeye ve herhangi bir sıkıntı yaşamadım.

Konuya dair son notum ise; uzun oruç tutup vücudu temizlemek güzel ama sonrasında dengeli beslenmeyip dokunan şeylerden mümkün olduğunca uzak kalmazsak, orucun bütün faydalarını çöpe atacağımız aşikar. Bunu size söylerken alında kendime söylüyorum. “Kızım sana söylüyorum...” la başlayan atasözümüzdeki gelin benim :)

Konuya ilgi duyanlar lütfen kendi araştırmalarını yapsınlar ve rehbersiz yola çıkmasınlar çünkü herkes parmak izi kadar farklı, yaş ve genel sağlık durumu çok belirleyici.

Aralıklı / uzun oruç konsepti henüz dikkatine girmemiş olanlar ve bunu bir manyaklık olarak görenler için bana güzel bir hatırlatma olan Esra Çavuşoğlu - Ben Azadi sohbetinden ilgili bölümü paylaşmak istiyorum. Fotoğrafa tıklayınız.

Benim gibi dublajlı video’lara tahammülü olmayanlar, orijinal video’yu altyazılarını açarak buradan izleyebilirler. https://youtu.be/eJndsXq_tng?t=2484

No comments:

Post a Comment