Bir süredir uzun oruç tutmuyordum. Geçenlerde Dr Esra Çavuşoğlu’nun Ayık Kafa podcast’inde metabolizma ve fonksiyonel beslenme uzmanı, Ben Azari’yi dinlemek tekrar bir kalkıştırdı beni. O sohbeti dinlemek, bedenin kendini yenileme becerisini ne kadar büyüleyici bulduğumu hatırlattı bana, daha önceki deneyimlerimi ve her yapışımda ne kadar şifalandığımı hatırladım. Normalde bir zaman belirler, kendimi içsel olarak hazırlar, sonra da o plana uyardım ama bu kez öyle olmadı. Sohbeti dinlediğimin ertesi günü, sabah tam uykuyla uyanıklık arasında verdim start’ı. Kendimi de “Bak 12 saati geçti bile, kaldı 72 saat, yaparsın seeeen” diyerek gaza getirdim.
Bu satırları 34. saat civarında yazıyorum ve şaşkınım. 4 aydan uzun süredir
sol dizimde geçiremediğim bir ağrı var. Önce dizimde mekanik bir problem
olduğunu sandım ama sonra iz süre süre problemin bacak kaslarımın güçsüzleşmesi
ve ekleme taşıyamayacağı kadar yük bindirmesi olduğunu anladım. Çok anlaşılır
çünkü hayatımın en zor 2,5 yılının içinden geçerken bedenim alışık olmadığı
kadar hareketsiz kaldı ve biraz da ağırlaştı. İlk 1,5 yıl kendi sağlığımı
düşünecek vaktim yoktu, son bir yılda ise yaşayacak enerjim. Yürümenin bana ne
kadar iyi geldiğini bile hatırlatmam gerekti kendime, sadece yürüyerek ve
karbonhidratla şekerden zayıf beslenerek 55 kilo vermiştim. Hatırlamasına
hatırladım ama o kadar enerjim yoktu ki, çoğu zaman bir bahane buluyordum
ötelemek için. Dizimin ağrısının ardındaki gerçek sebebi anladıktan sonra tam
gaz geri döndüm yürüyüşe ama konumuz bu değil.
Beni şaşırtan, daha birinci gün dizimin ağrısının belirgin bir biçimde hafiflemiş
olmasıydı. Bu sabah koşarak merdivenleri inebildiğimde anladım. Teoride bunun
mümkün olduğunu biliyordum ama daha önce böyle bir deneyimim olmamıştı. Daha çok
zindelik, enerji, cildimin güzelleşmesi gibi tecrübelerim olmuştu, bir de kan
tahlillerim pamuk gibi çıkmıştı.
Tabii ki ben de birdenbire başlamadım uzun oruca, ilk denediğimde zaten 2 yıldır
aralıklı oruç prensibiyle besleniyordum ve çok rahattım, bu beslenme artık
benim yaşam biçimim olmuştu.
----------------------------
Orucumun 82. saatine yaklaşıyorum, her şey gayet yolunda. Yine de şunu eklemeliyim. faydalarına sonuna kadar inansam da, bu tarz deneyimler bilgi ve daha da önemlisi güvenilir bir rehber istiyor. Daha önceki denemelerimde 72. saatte elektrolitlerimi takviye etmek için ağzıma attığım Çankırı kaya tuzunun, tansiyonumu fırlatması (vücut o kadar boşken tuzun hemen emilip sodyum seviyemi aşırı yükselteceğini akıl edememiştim), yine midem bomboşken başımın ağrısı için “nasıl olsa hafif bir ağrı kesici”diye düşünerek Parol aldığımda midemi tahriş etmiş olmam gibi bilgisizlik kaynaklı deneyimlerim oldu. Keşke Türkiye’de bu konuyu çok iyi bilen, kendi de hayatında uygulayan birini bulabilsem ama bilgilerim şimdilik yabancı ve soru sorabileceğim değil, kayıt edilmiş kaynaklarla sınırlı ve tecrübe ettikçe öğreniyorum ama bunu kimseye tavsiye etmem. Bende hafif bir ‘biohacker’ manyaklığı olduğu aşikar ama seçici bir biohacker’ım, ilaç denemek için bedenimi bilimin hizmetine sunmam ama insan bedeninin muhteşemliğini ve her şeye muktedir olduğunu gösteren deney ve pratikler çok ilgimi çekiyor. O kadar mucizevi bir organizma ki, bence bilim hiç bir zaman insan bedeninin tüm sırlarına vakıf olamayacak. Ve eğer bir faydayı kendim defaaten deneyimliyorsam, bilimin kanıtına en ufak bir ihtiyaç duymuyorum. İnsan eğer sinyalleri görme ve duyma becerisini geliştirdiyse, bedeniyle kurduğu iletişim benim için kanıtların en alası. Bir rahatsızlığa bilimin ışığında teşhis konulabilir ve bilimin onayladığı tedaviler uygulanabilir ama gerçek başarı; durum kişi özelinde, ruh hali ve zihin durumu da işin içine katılarak incelendiğinde elde edilebiliyor. Geçmiş gibi görünen ama nükseden hastalıklar, semptomları iyileştikten sonra başka bir yerden patlak veren kök sebepler... Bunlara bakmadan işleyen tıp sistemine zerre kadar inancım yok ve modern tıp sistemiyle bu inançsızlığı oluşturacak kadar çok deneyim yaşadım.
--------------
4. uzun oruç denememi 86 saat 25 dakikada sonlandırdım. Bu yolculukta daha
öğrenecek çok şeyim var ve buna niyetliyim.
Uzun açlıktan sonra beslenmeye çok yavaş ve kademe kademe başlamak çok
önemli. Orucu et ya da et suyu gibi proteinden zengin bir gıdayla başlanması,
karbonhidrata daha sonra geçilmesi tavsiye ediliyor. Daha öncekilerde karın
açlığından ziyade göz açlığıyla beslenmeye çok hızlı geçmiştim ve bağırsaklarım
hemen isyan etmişti. Bu kez önerilen şekilde geçtim beslenmeye ve herhangi bir sıkıntı
yaşamadım.
Konuya dair son notum ise; uzun oruç tutup vücudu temizlemek güzel ama
sonrasında dengeli beslenmeyip dokunan şeylerden mümkün olduğunca uzak
kalmazsak, orucun bütün faydalarını çöpe atacağımız aşikar. Bunu size söylerken
alında kendime söylüyorum. “Kızım sana söylüyorum...” la başlayan
atasözümüzdeki gelin benim :)
Konuya ilgi duyanlar lütfen kendi araştırmalarını yapsınlar ve rehbersiz
yola çıkmasınlar çünkü herkes parmak izi kadar farklı, yaş ve genel sağlık
durumu çok belirleyici.
Aralıklı / uzun oruç konsepti henüz dikkatine girmemiş olanlar ve bunu bir manyaklık olarak görenler için bana güzel bir hatırlatma olan Esra Çavuşoğlu - Ben Azadi sohbetinden ilgili bölümü paylaşmak istiyorum. Fotoğrafa tıklayınız.
Benim gibi dublajlı video’lara tahammülü olmayanlar, orijinal video’yu altyazılarını açarak buradan izleyebilirler. https://youtu.be/eJndsXq_tng?t=2484

No comments:
Post a Comment