Bu yazıyı, 8 Ağustos 2016'da Facebook'ta paylaşmıştım.
Meme kanseri teşhisi konmuştu. ne ameliyat, ne de kemo
istemedi. Ailece beslenme biçimimizi değiştirdik, aynı zamanda patalog olan
bir fitoterapistin kontrolünde diyetine besin takviyeleri ekledik. Zaten 77
yaşında kadında meme kanseri (erkekte de prostat kanseri) artık hastalıktan
sayılmıyordu. Kanseri 'dormant' bir kanserdi, hatta gerilemeye bile başlamıştı,
ta ki bir gün pilates yaparken kendini sakatlayana dek. Korkunç ağrılar çekmeye
başladı ve doğum sancısıyla boy ölçüşebilecek bu ağrıların fibromiyalji
olduğunu anlayana dek geçen birkaç ay içinde bu ağrıdan o kadar bezdi, o kadar
bezdi ki yaşama sevincini kaybetmeye başladı. Oysa annemin acı eşiği oldukça
yüksekti, beni doğurmuştu ya :)
Ağrıdan kaçmak için uykuya sığınmaya başladı. Yemek istemedi,
içmek istemedi, vücudu zayıf düştü. Bir gün tansiyon atakları geçirmeye
başladı, her gece acile giderek durumu çözemeyeceğimizi anlayınca bir
üniversite hastanesine yattık. Eh, neredeyse ailece. Sözde biraz kafası
çalışır, tıbbi terimlere aşina, tahlilleri okuyunca anlayacak bir aileydik ama
doktorlardaki kanser korkusu çok büyüktü.
Annemin vücudu besinsiz ve susuz kalmıştı, dehidratasyon
tansiyonunun ardındaki sebepti ama onlar kanseri nerelere sıçramıştı, onun
peşindeydiler. Yalvarmak, yakarmak, kanserinin uykuda olduğunu anlatmaya
çalışmak bizi sadece sinir bozucu yapıyor ama sonuca etki etmiyordu. Araştırma
hastanesi ya, her şeyi araştırıyorlardı. Tabii bu arada, annemin içine de kurt
düşürüyor, onu korkutuyorlardı. "Bu kadar araştırılıyorsam, bilmediğimiz
bir illetim olmalı". Bir doktor, bir keresinde bana şunu açıkça
söylemişti: "Eğer vücutta kanser varsa, biz her şeyi ondan bilriz."
Sizce de çok dar bir tıbbi bakış açısı değil mi? Ya da kolaycı. Bütün teşhis
yöntemleri var, hadi ona da sokalım, buna da sokalım ama bir gözlerinin içine
bakmayalım, bir hayat hikayesini dinlemeyelim, bakalım buna sebep olan başka
bir şey olabilir mi? SAÇÇMA! Kanser dururken.
Sürekli doğruyu söylediği için sonunda meslekten men edilen
Karatay'dan duyduğumda anlamıştım, o süreçte tam olarak ne yaşadığımızı.
"Türkiye'de tıp eğitimi hasta değil, hastalık odaklı" Evet ya,
hastayla hiç ilgileri yok gerçekten de. Orası ağrıyorsa bu çektirilir, o
yükseldiyse bu ilaç verilir, sonra o başka bir şeyi yükseltir, amaaan o da bi şey
mi canım, onun için de bu ilacı veririz.
Annemin yoğun bakım doktoru bana; "Şekeri, tansiyonu
düşürmek bizim için en kolayı, ilaçla hemen hallediyoruz" demişti. Çok
doğru, gözümüzün önünde dozu artırıyorlardı, hoop tansiyon regüle oluyordu. Ama
sevgili beyler ve hanımlar, bütüne bakamadığınız için bu arada vücut darmadağın
oluyor, sonra onu kim toplayacak?
Neticede, anneciğimi araştırdılar, araştırdılar, verdikleri
ilaçlarla bağışıklığını altüst ettiler. Annem hastane enfeksiyonu kaptı ve tüm
organları sapasağlam girdiği hastaneden çoklu organ yetmezliği sebebiyle çıkamadı. Annem kanserden ölmedi.
Eğer yazdıklarımı moral bozucu bulduysanız üzgünüm, niyetim
canınızı sıkmak değil. Sadece kendi deneyimimizden yola çıkarak minik bir
hatırlatma yapmak istiyorum. Ya da belki bunu annem istedi, bugün paylaştığıma
bakılırsa.
Kanser geri dönüşsüz bir hastalık değil, bir bağışıklık
sistemi zaafiyeti. Bütün diğer rahatsızlıklar gibi hayatımıza bir sebeple
çekiyoruz onu, belli ki bize öğreteceği bir şeyler var. Ama biz bunu öğrenecek
miyiz? Bu öğrenmeyle hayatımızın bundan sonrasını 'yaşanılır' kılabilecek
miyiz? Farkına varacak mıyız ne boş işlerle uğraştığımızı ve bunların bizi
hasta ettiğini?
‘Bu, eğer mümkünse kanserden korkmayın, onun hayatınızdaki
fonksiyonunu görmeye çalışın, hangi
yöntemi seçerseniz seçin şifanın sizden başladığını unutmayın’ yazısıdır. Bu kesinlikle modern tıbba cephe alma önerisi
değildir çünkü bu çok bireysel bir karardır ve bireyle sağlığı arasına
girilmez. Şifa her kimden ve her nereden gelecekse de kabulümüzdür.

No comments:
Post a Comment