12 May 2019

Barış Arduç ‘Kuzgun’un karanlığında pırıl pırıl parlıyor

GQ Dergisi'nde yayınlanmıştır. Fotoğraf: Emre Ünal
Barış Arduç'u Kiralık Aşk'la tanıyan kalabalıklar arasında ben de vardım. Bir dizi fakiri olarak, daha önce hiç seyretmemiştim onu. Elçin Sangu başlarda zevkle izlediğim, sonra sapıtan Bir Aşk Hikayesi'nde ilgimi çekmişti (bu iki dizinin ismine bakıp dizi zevkim hakkında yanlış bir kanıya varmanızı istemem 😃), Kiralık Aşk'a da onun hatırına bir bakayım dedim, bu bakış bana Barış Arduç'u kazandırdı. Dizi sabun köpüğü idi ve Kore versiyonunun uyarlamasından orijinal yaratıma geçtikten sonra, özellikle de sonlara doğru artık bilek kestirecek seviyeye gelmişti ve ben Barış Arduç için bayağı kan akıttım. 


Kiralık Aşk, Star TV , © 2015 - 2017
Kiralık Aşk, Star TV, © 2015 - 2017
İlk sezonun ortalarına doğru, kendisi de oyuncu olan yeğenim Hayal'e birkaç sahnesini izletmek istedim, başına oturduk, sonra da kalkamadık desem yeridir. Birinci bölümden itibaren, hızlı hızlı geçerek onun sahnelerini baştan seyrettik. Tabii eğlenceliydi de. Romantik komedi işte; masal dünyası, her genç kızın rüyası, aşk, gerilim, bitmek bilmeyen yakınlaşma ve gözgöze bakışlar, bir türlü dudağı bulamayıp da yanakta biten öpücükler, küfür, kıyamet (bizim tarafta 😊) Daha ne olsun, hangi yaştan olursan ol, ideal kız çocuk eğlencesi. Kendisinin göze de güzel göründüğünü inkar edemeyeceğim ama bizi yükselten, epey de şaşırtan oyunculuğuydu. Karakteri inandırıcıydı, oynamıyor canlandırıyordu ve minimal ifadelerle büyük duygular aktarıyordu.  Sonrasında bunun tek atımlık bir kurşun olup olmadığını merak ettim. Eski işlerine baktım, bana referans teşkil edecek pek bir şeye rastlamadım ve hep bir sonraki işini merak ettim.

Kuzgun, Star TV, © 2019


TEKRARA MI DÜŞECEK?

Barış Arduç bu sene başında Kuzgun olarak geri döndü. Geçmişten gelen büyük yaraları olan, hatta kendini bu yaralarla tanımlamış, kalbinin üzerine kazıdığı intikamla kalbinin içinden gelen sesler arasında gidip gelen, yavaş yavaş dönüşen, dönüşmek isterken tökezleyip tekrar güvensizlik çukuruna düşen, bir yanıyla güvenmeyi çok isteyen ama affetmek konusunda güçlükleri olan, kabuğu sert, içindeki çocuğu duymaktan çoktan vazgeçmiş ama ne kadar kaçsa da onunla sürekli yüzleşmek zorunda kalan, esprili, çok katmanlı bir karakter Kuzgun. Kiralık Aşk'taki Ömer neredeyse kusursuz, ütopik bir karakterdi, hatta daha çok bir masal kahramanıydı, o yüzden ilk bakışta hiç alakaları yok. Biri şehirli, eğitimli, iş adamı; diğeriyse sokaklardan yetişmiş, her yanı kusur dolu, ama iki karakter de kalın kabuklu, kırgınlıkları olan, mesafeli, hafif  'deliğanlı' oluşlarıyla birbirlerine benziyor.

Kuzgun'u seyretmeye başladığımda, ilk önce "Hay allah, çok benzer bir tipleme" dedim, Barış Arduç'u bambaşka bir rolde görmeyi istiyordum, hala bunun tek seferlik mi olduğunun peşindeydim ve olmamasını da yürekten diliyordum.  Ömer'den çok daha farkı bir yorum katmasının zor olduğu bir karakter olduğunu düşündüm önce Kuzgun'un. İki karakterin ortak noktalarının yanı sıra aktörün kendisinden kaynaklı, kaçınılmaz benzerlikler de vardı. Sesinin müziği, gülümsemesi, çapkın / şakacı göz kırpışı çünkü bunlar Barış Arduç'a ait ifade biçimleri. Yanıldığımı seyrettikçe anladım.  Kuzgun'da bir karanlık var ki, Barış Arduç onu pek güzel giymiş üzerine. Terzi Derviş'in diktiği ceket gibi tam oturmuş bedenine. Bazen kara deliğe dönüşen bakışları puslu, bedeni hayata karşı gardını almış, konuşması sokak vurgularına sahip. Bir de burnunu kısma / çekme hareketi var, çoğu zaman bir konuşmayı geçiştirmek istediğinde ya da sinirli, gergin olduğunda yapıyor ki, eğer yanılmıyorsam bu Kuzgun'a ait bir jest, kendisine değil. Bir aktör karakterine can verirken ana malzemesinin kendisi olması kaçınılmaz, en beğendiğiniz oyuncunun filmlerini arka arkaya izleyin, ne kadar farklı karakterler olsa da muhakkak benzerlikler bulursunuz. Mesele karakterin sizi ne kadar ikna ettiği, anlatılanı ne kadar gerçek kıldığı ki, Barış Arduç Kuzgun rolünde gayet inandırıcı. Duygu geçişlerini, gidiş-geliş ve iç çatışmalarını gözündeki belli belirsiz ifade değişimleriyle verebiliyor, bu da karaktere ne kadar iyi büründüğünü gösteriyor ve yine bazı sahnelerini başa aldırıp tekrar tekrar izletiyor.

Mahkemede Rıfat'ın 10 yıl hapis cezası açıklanmadan önce, açıklanırken ve açıklandıktan sonra.



İNANDIRICI, GERÇEK, SAMİMİ KARAKTERLER

Dila'yı canlandıran ve karakterinin hakkını sonuna kadar veren (özellikle babasının ölümünden sonraki oyunu primaydı) Burcu Biricik'le çok uyumlu bir enerjileri var. İkilinin bazı sahneleri çok iyi yazılmış ve karşılıklı olarak da ustaca oynanmış. Bir de Hatice Aslan'ın canlandırdığı anne karakteriyle bazı ikili sahneleri çok kuvvetli. Bir yandan 20 yıl önce onu terkedip gittiğine inandığı ama aslında durumun öyle olmadığını yeni öğrendiği annesinini affetmek isteyip de bir türlü affedemezken, en zorda olduğunda da hep yine ona sığınıyor. Bir de Dila'ya tabii, duyguları büyük bir çatışma içinde olsa da. Karakterin dönüşümünü izliyoruz ki, tek boyutlu karakterlerle dolu dizi dünyasında bunu çok kıymetli buluyorum. Hem senaryo, hem de oyunculuk açısından. Burcu Görgün Toptaş ve Özlem Yılmaz tarafından yazılan Kuzgun'un senaryosunun en başarılı yanı bence yalnız ana karakterlerin değil, yan karakterlerin de ana hikayenin gelişiminde pay sahibi olması. Kendi hikayeleri ayrı ayrı değil, ana hikayeyle içiçe gelişiyor. Hiçbir karakter derinliksiz değil. Duygusal yüzleşmeler çok ve bu sahneler iyi yazılmış, diyaloglar samimi. Her karakter hikayeye minik dokunuşlar yaparken, Kuzgun'a da dokunuyor, onun  kendisiyle yüzleşmesine ve dönüşmesine sebep oluyor. Dinamik ve içiçe geçmiş bir senaryo, karakterleri gerçek ve inandırıcı, hikayeyse Türk dizisi inandırıcılığında, bazı şeylere takılmayacaksınız. Aslında çoğu da kaçınılmayacak mantık hataları değil ama sanıyorum her bölümde bir uzun metraj yazmanın cilveleri bunlar ya da öyle olduğuna inanmak istiyorum.

Kuzgun, Star TV, © 2019



DEVAMLILIK HATALARI BİR KADER Mİ?

Dizide karakterinin hakkını vermeyen oyuncu yok.  Ah bir de devamlılık hatalarıyla o oyunlar bozulmasa. Yalnız Kuzgun'da değil, şimdiye kadar hangi diziyi seyretsem hepsinde var bu. Karakterin inandırıcılığını yokeden sıçramaları bir tek ben mi görüp rahatsız oluyorum? Montajda ancak bu kadarı mı kurtarılabiliyor yoksa 'yaa kimse farketmez yaklaşımı mı var?' Zor iştir devamlılık, biliyorum. Üniversiteden mezun olduktan sonra ilk işim TRT'de, Demet Akbağ'ın ilk dizisi Bizim Çocuklar'da devamlılık yazmanlığıydı, en azından o zamanlar böyle denirdi😆 Plan sonlarında oyuncuların ne giydiğini, saçının nasıl olduğunu ve en zoru da beden duruşunu, bakış yönünü not edersin. Bazen o sahnenin devamı hemen akabinde çekilmez, hafızaya kazıman lazım. Fakat şimdi başka bir devirde yaşıyoruz, cep telefonuyla kayda almak yeterli, biz eskiden bunların hepsini yazardık ve bir hataya sebep olursak da yönetmen çok kızardı. Eğer şimdi önemsenmediği içinse, bu berbat bir şey çünkü göz o sıçramaları algılıyor ve bu müthiş rahatsız edici. Eğer bu, dizi sektörünün insan-üstü koşullarda çalışıyor olmasının sonuçlarından biriyse, o zaman Türk dizilerininin alameti farikaları; dramatik etkiyi yerle bir eden o korkunç 'müzik üstü dizi' anlayışını, bitmeyen bakışmaları, her biri sinema filmi uzunluğundaki dizilerin süresini doldurmak için icat edilen klipleri, sevgililerin birbirini nedense sadece yanağından, alnından öpmesini kabul ettiğimiz gibi, bu devamlılık hatalarını da kabul edeceğiz.

LEZZETLİ OYUNCULUKLAR 

Settar Tanrıöğen, Hande Dilan Hancı, Levent Ülgen / Kuzgun, Star TV, © 2019



Ferit Kaya, Ahsen Eroğlu, Zeynep Beşerler, Caner Şahin, İpek Erdem, Aytek Şayan / Kuzgun, Star TV, © 2019
Oyunculuklara dönersek; Füsun rolündeki Hande Dilan Hancı'yı ilgi çekici bulduğumu söylemeliyim. Bir karakter oyuncusu için büyük avantaj sayılabilecek kocaman gözlerini ve bakışlarını etkili kullanıyor. Ali onu öptükten sonraki oyunu çok başarılıydı. Şimdilik az sahnesi var ama onun da bir entrikası var ve zaman içinde hikayesinin gelişeceğini sanıyorum. Umarım aşık olduğu erkekten yüz bulamadığı için derinliksiz kötü kadına dönüşen karakterlerden olmaz, şimdilik sürprizli gidiyor. Settar Tanrıöğen'in canlandırdığı ve bir nevi oyun içinde oyun sunan karakter(ler)in değişimleri etkileyici. Terzi Derviş ve dedeyken şefkatli, babacan bakan gözleri, Behram Adıvar'la birlikte deli deli bakmaya başlıyor. Karakterin oynadığı değil, olduğu kişiye dönüşmesini sadece bakışlarıyla veriyor usta oyuncu. Levent Ülgen'i de Kiralık Aşk'taki abartılı kılıbık koca karakterinden gayet farklı bir rolde, (iyi) kötü adam tiplemesinde izlemek hoş oldu. Caner Şahin de heyecan verici bir genç oyuncu, herkesin ondan konuşmaya başladığı ilk dizisinde güzel şeyler duymuş ama izlememiştim. Oyunuyla Kartal karakterini çok gerçek kılıyor ve bakışlarını duygu aktarımında güzel kullanıyor. Kumru'yu canlandıran Ahsen Eroğlu ile Seda'yı canlandıran Derya Beşerler de zevkle izletiyorlar kendilerini. Beşerler UTC'de derinliksiz bir karakteri canlandırmasına rağmen dikkat çekiyordu, burada duygular da işin içine girdi ve rolünün üstesinden gayet güzel geliyor. Ahsen Eroğlu'nu ilk kez izliyorum, karakteri gibi cevval ve yaramaz bir oyuculuğu var, keyifli. Ferit Kaya, İpek Erdem, Aytek Şayan; herkes yerini çok güzel dolduruyor.

 'KONFOR'SUZ AMA EĞLENCELİ BİR YOLCULUK
  
Kuzgun, Star TV, © 2019

Kuzgun'u büyük bir zevkle izliyorum ama Barış Arduç'u önceki karakterlerine benzemeyen, kendinden bir parça bulamayacağı kadar aykırı, onu konfor alanından çıkartıp uğraştıracak bir rolde görmeyi çok arzu ediyorum. Oyuncu olarak bu potansiyele sahip olduğunu biliyorum ama karşısına böyle roller çıkar ve o bilinmeyene cesaret eder mi yoksa aynı güvenli yoldan mı yürür, bunları zaman gösterecek, ben de merakla takip ediyor olacağım. Kendisini dizi oyunculuğuyla sınırlamaz ve doğru adımları atarsa, ben varabileceği yerin Türk sinemasıyla sınırlı olacağını düşünmüyorum, tabii kendisine o doğrultuda yatırım yaparsa. Umuyorum kariyeri konusunda ona yol gösteren, rehberlik alabildiği birileri vardır hayatında. Bizim sektörde olduğu gibi oyunculuk sektörü de satış-pazarlama odaklı çalıştığı için, çoğu oyuncu yolunu el yordamıyla ve deneyip yanılarak buluyor. Kimi buluyor, kimiyse ünlü oluyor ama bulamıyor. Barış Arduç'un kariyeriyle alakalı gönlünden geçenin ne olduğunu bilmiyorum ama ben ona potansiyelini realize etmenin tadını çıkartacağı, 'konforsuz' ama eğlenceli ve bol kahkahalı bir yolculuk diliyorum.

No comments:

Post a Comment