Mekanın sahibi Eren Noyan'la başlıyoruz konuşmaya. Bilmeyenler için kendisi aynı zamanda bir caz şarkıcısı. Fikrin ilk doğduğu akşama gidiyoruz.
Bir gece Kadıköy'de caz yapılan bir yerde 7 kişilik bir ekiple sahneye çıktık. Gecenin sonunda bize adam başı 5 TL ödeme yaptılar. Ben de mekanın sahibine dedim ki, "Yahu arkadaş, sen bana 'param yok, bana bedava çalar mısınız?' deseydin, koşa koşa gelir çalardım. Belki ona göre bir ekip kurardım ama 5 lira ne ya? Hiç verme daha iyi". Onun üzerine dedim ki, "Bir yer yapacağım, çok küçük bir yer olacak muhtemelen ama müzisyenlere kaşe verecek. Hatta içerde kimse olmasa bile ve müzisyenler bu sebepten müzik yapmak istemiyorlarsa bile, onlara o akşam anlaştığımız kaşeyi verecek".Bunu yaptıklarını kendi gözlerimle gördüm. Yedirdiler, içirdiler, mekanının boşluğuyla ilgili en ufak bir yük yüklemeden onları özenle ağırladılar.
Badau'nun en önemli parçalarından biri, bir sofranın başında müzisyenlerle birlikte yemek yiyebiliyor olmak. Biz bir caz ocağıyız, caz ocağı olan çok az caz kulübü var dünyada. Bir şeyler pişiyor, beraber yiyiyoruz, sonra sahneye çıkıyoruz, müzik yapıyoruz. Bir gün size bu yemeği yapan, servis eden kişi sahneye çıkabilir. Yarın öbür gün o yemeği yiyen kişi olarak siz yemeği pişirebilirsiniz.
Gerçekten de Badau çalışanlarının büyük bir kısmı müzisyen. Sahibi caz şarkıcısı, şef piyanist, operasyon müdürü kontrbasçı, işletme müdürü gitarist, servis elemanı perküsyoncu. Üstelik bunlar sadece benim bildiklerim. Sahneye çağırıldıklarında işlerine ara verip koşuyorlar, bazen önlükleriyle çıkıyorlar çalmaya, bazen inerken masalardaki boşları topluyorlar. Mekanın ağırlıklı olarak müşteri ilişkilerinden sorumlu işletme müdürü Güliz Noyan bunu bir nevi 'Clark Kent - Superman' durumu olarak tanımlıyor. Kendisi The Badau'da müzisyen olmayan birkaç kişiden biri ama o da Şenova Ülker'den trompet dersi almış.
![]() |
| Umut Ünleyen, Özgür Salıcı, Yasin Bozkurt |
Yeldeğirmeni Badau'da çalmaya gelen müzisyenler mutfağa girip yemek de yapıyormuş.
-Yahya (Dai) Abi müthiş güzel mayonez yapar, Sibel (Köse) harika Polonya yemekleri yapar, Nilüfer (Verdi) bize bir gün vegan sosis yaptı.
- Aslında siz caz ve gastronomi üzerinden hayatı paylaşıyorsunuz.
- Biz işletmeden hiç anlamayız, o yüzden sürekli zarar ediyoruz ama bir şeyi çok seviyoruz, bidiğimizden değil, sadece sevdiğimizden. Biz insan ağırlamayı çok seviyoruz.
Eren Noyan mütevazı bir müzisyen, şarkıcılığıyla ilgili bir iddiası yok ama bu da ona bir özgürlük alanı tanıyor.
Ben birinci kalite bir caz şarkıcısı olsam muhtemelen bu kadar rahat davranamazdım, varetmeye ya da varolanı korumaya çalışırdım, oysa ben duygumu yaşıyorum.
Eren Noyan'ı ilk defa o gece sahnede izledim. Kendisi 'Caz Kabare' olarak tanımlıyor yaptığı işi; %60 konuşma, %40 müzik. Caz satandartlarından oluşan bir program yapıyor ama hikayeler, şarkı sözlerinden alıntılar, seyirciyle iletişim, müzisyenler arası atışmalar... 90'larda oldukça popüler olan müzisyen bir anne-babanın (Eser - Engin Noyan) oğlu olarak 15 yaşında okuldan kaçıp gittiği mekanda ilk kez caz söyleme hikayesinde ben çok eğlendim. Sahnesinin kendine has olduğunu söyleyebilirim, zaten Badau'nun en büyük değerlerinden biri de işte bu kendine haslık.
Yeldeğirmeni 30 kişilik kapasitesiyle Türkiye'nin en küçük caz mekanıydı, Akasya Badau ise Türkiye'de yapılmış en büyük caz kulübüymüş. Kapasitesi ayakta 650 kişi ama bu kapasiteyi tamamen kullanmak gibi bir telaşları yok. Nicelik değil, nitelik peşindeler. Oturmalı düzende 200 kişi ağırlayabiliyorlar. "650 kişilinin buraya girebiliyor olması bir mitten ibaret" diyor Eren Noyan, "650 kişi ne caz konseri dinleyecek allah aşkına, 200 kişi toplarsak ne ala!"Tekrar mekanın hikayesine dönüyoruz, Yeldeğirmeni'nde Akasya'ya uzanan yolda neler oldu?
Yeldeğirmeni'ndeki o küçücük ilk kızımızda (iki Badau'nun da kız çocukları olduğunu söylüyor), biz şöyle bir şey planlıyorduk. Biz kendi kendimize takılırız, zaten bir caz çevremiz var, onlar gelip çalarlar, meraklısı da gelir dinler. Fakat mekan hacminin üstünde bir ilgi gördü. Biz ikinci sezonun sonunda talebin dokuzda birini karşılayabilir hale geldik. Bu bir yere kadar güzel bir şey ama, bir süre sonra sevimsiz bir hal alıyor. Bir etken buydu, bir diğer etken de maalesef, Yeldeğirmeni Mahallesi'nde yaratmaya alıştığımız sinerjinin karşılığını bulamamış olmamız. İnsanların bir kısmı bizim varlığımızdan mutsuz oldu ve bizi sürekli belediyeye şikayet eder hale geldi. Bir işletme düşünün, haftanın sadece 3 günü açık, günde sadece 5 saat hizmet veriyor ve 30 kişiye, bu ticari olarak bir intihar. Gece saat 2'ýe kadar yasal iznimiz olmasına rağmen, müziği saat 11'de bitiriyorduk. Orayı gece saat 2'ye kadar açık tutabilirdik ama yan komşumuz Terzi Veysel Abi gece uyuyabisin diye tutmadık, buna rağmen orada olmamamız için bütün çabalar sarfedildi. Otoriteler bize geldiğine onlara şunu söyledim. "Biraz aşağı inin, rıhtıma doğru. Kapılarında 'Bayan Barmaid aranıyor' :) yazan bir yığın pavyon var. Onlarla uğraşsanıza çünkü bizim kapımızı açıp içeri girmeden, açık olduğumuz bile belli değil. Burası ufacık bir yer, buradan ne kazanıyor olabiliriz?" ama dinlemediler. Ben kapalı olduğu halde küçük kızıma beş aydır kira ödüyorum çünkü onu varetmem gerekiyor. Burası paranın değil, yeri geldiğinde 1 sene boyunca para almadan çalışan küçük insanların zaferidir. Yoksa ben bir yatırımcı değilim, öyle bir gücüm yok benim.
Kendilerine yeni bi mekan arayışındayken önce Kadıköy'deki Halil Ağa Köşkü'nü düşünmüşler. Öyle bir mekan hayal etmişler ki, caz dinleyebiliyorsunuz, yemek yiyebiliyorsunuz ve isterseniz bir gece geçirebiliyorsunuz, sabah da oranın sahibi size kahvaltı getiriyor. Fakat sonra oranın tarihi bir eser olması sebebiyle tadilat yapılamayacak olmasından başlayan bir sürü engel yüzünden oradan vazgeçmişler. Kara kara düşünürken, Akasya AVM içindeki Zuhal Müzik'in dükkanı boşalttığı bilgisi gelmiş. Tarihi köşk fikrinden sonra, AVM'ye geçme fikrine önceleri pek ısınamamış Eren Noyan ama Akasya yönetimi tevazu ve güvenleriyle onu tavlamış. Ona çok güzel ve bu projeyi gerçekleştirebilmesine olanak tanıyan bir öneriyle gelmişler çünkü Yeldeğirmeni'nde yaratılmış olanı değerli bulmuş ve onu bünyelerine katmak istemişler. O da şunu düşünmüş, "Sonuç olarak geniş, paravanlarla bölünmemiş bir alana ihtiyacımız var. 24 saat otoparkı var, metroyla gelebiliyorsunuz, Metrobüs'le gelebiliyorsunuz, kapısının önünde taksi var, eğer çok zenginseniz valesi var, güvenlik sorunu yok. Biz Türkiye'de caza yönelik bir şey yapmak istiyoruz, bunu neden bir alışveriş merkezinde yapmayalım?"Bu fikri yavaş yavaş benimsemeye başlamış ama teklifi kabul etmek için bir ön koşulu olmuş Eren Noyan'ın. "Siz bize evet demekle, bizim sizi işgal etme durumumuzu kabul etmiş olacaksınız. Ben sizin müşterinizi istemiyorum, benim müşterimin gelebileceği bir yer inşa edeceğim. Buna hazır mısınız?" Onlar da zaten bunu istediklerini söylemişler.
- Caz dünyasında, bu mekanı bir alışveriş merkezinde açmış olmamızdan dolayı tuhaf laflar edenler var. Önce cazın felsefi boyutunu anlamalarını ve ne yapmaya çalıştığımızı görmelerini tavsiye ederim. Biz modern dünyanın kalelerinden birini kendimize benzetmek için geldik, öz suyumuzu akıtıyoruz. Onlar da dönüşmek istiyorlar, bu ne kadar güzel bir şey. Senelerce bunun mücadelesi verildi, o zaman gel bana destek at, bana kızma. Önce anla ne yapmaya çalıştığımı, cehalet içinde kalma.
- Bunu anlatacak olan siz değilsiniz aslında, siz yaptığınız şeyi yapmaya devam edeceksiniz, anlayan parçası olacak, anlamayansa dışında kalacak.
Peki The Badau'nun programlama anlayışına yaklaşımı ne?
Biz bir müzisyenin ne kadar ünlü olduğuna asla bakmayız, biz iyi müzisyen olup olmadığına bakarız. Bu kişi 19 yaşındadır, çok iyi müzisyendir, gelir cumartesi akşamı burada konser verir. Bir başkası 40 yıldır bu işi yapıyordur ama kötü bir müzisyendir, sahne alamaz.
Bunun kriteri nedir peki?
Bunun kriteri ne seyircinin tepkisidir, ne doluluk oranıdır, ne akşamın cirosudur. Bunun tek kriteri buranın sahibinin bir ayakkabıcı olmayışıdır.
Şahsi beğeniler ne kadar belirleyici peki programlamada?
Hiç. Beğenmediğim bir sürü program oluyor Badau'da, ben evde oturup dinlemem mesela ama bu onların kötü olduğu anlamına gelmez, sadece bana hitap etmiyordur. Bir de burada jam session olamaz. Jam session yapabilmek için çok sağlam bir house band'inizin olması ve insanların 15 dakikalık sololar atmayı göze alamıyor olması lazım, belli bir kontrol ve disiplinin olması gerekir. Jam session insanların kendini tatmin etme alanı değildir ama Türkiye'de bu yapılamıyor.
Bu söylediklerine kesinlikle katılıyorum, uzun uzun sololar seyirciyi coşturur belki ama ortada müzik yoktur. Tabii bu tamamen bir formatlama meselesi, bütün bunlar göz önünde bulundurularak dünyadaki iyi örneklerine benzer jam session'lar tasarlanabilir.
Eren Noyan programı kendisi yapmıyor ama nihai seçki önüne geldiğinde bazı yönlendirmeleri oluyor. Yeni Badau'da da eskisinde olduğu gibi genç yeteneklere sahne vermeye devam ediyorlar. O bunu çok değerli buluyor.
![]() |
| Cansu Nihal Akarsu, Enver Muhamedi |
Şu anda çok iyi sahnelerde çalan en az 20 müzisyen sayabilirim size, ilk sahnesini küçük Badau'da yapmıştır. Bana o şans verildi, şimdi ben neden bunu yapmayayım?
The Badau müzisyenin kitlesiyle hiç ilgilenmiyor, hatta 'Bizim kitlemiz var', Eren Noyan'ın en sinirlendiği cümlelerden biri. "Bana ne kardeşim senin kitlenden? Ben zaten hiç kimse gelmese de paranı vermiyor muyum?"
Eren Noyan'a son olarak işbirlikleri ve sponsorlukla ilgili ne düşündüklerini soruyorum. Bu tarz mekanlar için önemli destekler bunlar; hayallerden ödün vermemek, kendi gerçekliğini paylaşmaya devam edebilmek için.
The Badau müzisyenin kitlesiyle hiç ilgilenmiyor, hatta 'Bizim kitlemiz var', Eren Noyan'ın en sinirlendiği cümlelerden biri. "Bana ne kardeşim senin kitlenden? Ben zaten hiç kimse gelmese de paranı vermiyor muyum?"
Eren Noyan'a son olarak işbirlikleri ve sponsorlukla ilgili ne düşündüklerini soruyorum. Bu tarz mekanlar için önemli destekler bunlar; hayallerden ödün vermemek, kendi gerçekliğini paylaşmaya devam edebilmek için.
Arkadaş bana sponsor olur musun demem çünkü benim burada bir özgürlüğüm var, kimseye bir eyvallahım olmak zorunda değil. Kendi isteğiyle gelecekse, gelmesini isterim. Biraz vizyonu olsun, görsün isterim. Burada çok ciddi bir sahne var, çok ciddi bir yatırım yapılmış. Burada "Bana bir tutam tuz at, sana bir kazan çorba yapayım" diyen bir adam var, bu adam buradan zengin olma planları yapmıyor. Kimsenin bana itibar etmesine gerek yok, beni bir aygıt olarak görsünler.
Tabii bu söyledikleri vizyon isteyen şeyler. Kültür sanat yatırımlarının 'kopyala-yapıştır' usulü yapıldığı ve sponsorluğun kültür sanata destek olmaktan çıkıp reklam yapmaya dönüştüğü bir ülkede yaşıyoruz.
Benimle birlikte yürü. Risk al ya, ben alıyorum bu riski şuncacık halimle, sen koskoca markasın, niye alamıyorsun? 10 liranın hesabı yapılır mı? Ben yapmıyorum, hanlarım hamamlarım yok ama ben özgürüm. Yapabildiğim sürece bunu yapmaya devam edeceğim. Gerekiyorsa gidip köfteci açarım, onunla finanse ederim burayı çünkü ben caz yapıyorum. Caz, sadece bir müzik türü değil, bir felsefi akımdır. Herhangi bir olayı, durumu ya da nesneyi caz perspektifinden yorumlayabilirsiniz. Başıboş bir kontrolcülüktür caz.
Biraz da mekanın booking ve programlama sorumlusu Zeynepgül 'ZG' Atsız'la konuşuyoruz. Kendisi çekirdek ailenin bir üyesi, Badau kızkardeşlerin teyzesi ve ekibin sigara tedarikçisi. Sohbetler boyunca "Bana bir sigara verir misin, sana paket alacağım" cümlesini o kadar kadar çok duydum ki, yazının başlığına bile taşıyabilirdim 😊
Mekanı müzisyenlerin kendilerini rahat ifade edebilecekleri bir yer haline getirme gayreti içinde olduklarını söylüyor ki, bu zaten bir Badau geleneği. Haftalık programda bir renk skalası oluşturmaya çalışıyorlar. Hem kendileri yeni çıkan projeleri takip ediyor hem de talepleri değerlendiriyorlar. Popüler projelerin yanı sıra, kendilerine çok da kolay mekan bulamayan enstrümantal projeler ve erkek şarkıcılı projeleri programa dahil etmeye özen gösteriyorlar. Düşünüyorum da, pek fazla erkek vokalistli proje bilmiyorum, belki de bu yüzdendir.
Tanıtımlarını sosyal medya üzerinden yapıyorlar. Kapısından insan taşan 30 kişilik bir mekandan sonra şimdiki kapasitelere uygun tanıtım mecraları kullanmayı düşünmüşler ama açılalı bir aydan biraz fazla bir zaman olmasına rağmen, hem müdavimleri hem de o çevreden yeni katılımlarla mekan belli bir doluluk oranına ulaşmış. Ağırlayamayacakları kadar çok insana ulaşmanın sıkıntısını eski mekanda çekmiş olarak, tanıtımı genişletmek konusunda biraz temkinliler. Mekanı Instagram'da thebadau.istanbul kullanıcı adı ile takip edebilirsiniz.
Özgür Salıcı mekanın operasyon müdürü. Servisin işleyişi, onun organize edilmesi, mekanın genel temizliği ve düzeni, görev dağılımının yapılmasından sorumlu. Ona bu mekanı diğerlerinden farklı kılanın ne olduğunu soruyorum, 'Badau'yu kendisi yapan'ı anlatmaya başlıyor, ki bu daha doğru bir soru olabilirdi.
Biraz da mekanın booking ve programlama sorumlusu Zeynepgül 'ZG' Atsız'la konuşuyoruz. Kendisi çekirdek ailenin bir üyesi, Badau kızkardeşlerin teyzesi ve ekibin sigara tedarikçisi. Sohbetler boyunca "Bana bir sigara verir misin, sana paket alacağım" cümlesini o kadar kadar çok duydum ki, yazının başlığına bile taşıyabilirdim 😊
Mekanı müzisyenlerin kendilerini rahat ifade edebilecekleri bir yer haline getirme gayreti içinde olduklarını söylüyor ki, bu zaten bir Badau geleneği. Haftalık programda bir renk skalası oluşturmaya çalışıyorlar. Hem kendileri yeni çıkan projeleri takip ediyor hem de talepleri değerlendiriyorlar. Popüler projelerin yanı sıra, kendilerine çok da kolay mekan bulamayan enstrümantal projeler ve erkek şarkıcılı projeleri programa dahil etmeye özen gösteriyorlar. Düşünüyorum da, pek fazla erkek vokalistli proje bilmiyorum, belki de bu yüzdendir.
![]() |
| Can Çankaya, Kağan Yıldız |
Özgür Salıcı mekanın operasyon müdürü. Servisin işleyişi, onun organize edilmesi, mekanın genel temizliği ve düzeni, görev dağılımının yapılmasından sorumlu. Ona bu mekanı diğerlerinden farklı kılanın ne olduğunu soruyorum, 'Badau'yu kendisi yapan'ı anlatmaya başlıyor, ki bu daha doğru bir soru olabilirdi.
Burayı kendisi yapan; bütün kavgalarıyla, bütün olumsuzluklarıyla, bütün iyi ve güzel yanlarıyla gerçek olması. Her şeyin gerçekten yapılıyor olması, bir ticari proje olarak ortaya çıkmamış olması. Sanat konusunda bir şey yapıyorsanız, gerçek olmak oldukça tehlikeli ve zor bir şeydir. Sanat gerçeğin işlenmiş ve manipüle edilmiş haliyle insanlara sunuluyor ama ben sanatın; hayatın kendisi olarak, manevi bir dünyayla birlikte ortaya konduğu zaman gerçek olduğunu düşünüyorum.
Sıtkı Sırtanadolu. Mekanın iki işletme müdüründen biri, müzisyen ve benim Aura Records dönemindeki ortaklarımdan biri. Memlekette müzik bilgisine en güvendiğim, bir işle ilgili fikrini sormak için ilk arayacağım kişi. Bundan yirmi sene kadar önce birlikte çalışırken, bizden daha vizyoner davranıp müzik sektörüyle alakasını müzisyenlikle sınırlamaya karar vermişti, şimdi haliyle merak ediyorum onu kürkçü dükkanına döndürenin ne olduğunu. Daha önce bir mekan işletmedi ama aslında o kadar ona uygun bir iş ki. Müzisyen olması sebebiyle birçok mekanı deneyimlemiş olmasının dışında, böyle bir restaurant / caz kulübünü ilgilendirebilecek müzik, sound, yemek-içmek, sunum konularında gusto sahibi, sosyal becerileri kuvvetli bir insan. Eren Noyan'ın onunla ilgili kurduğu cümle de beni destekliyor. "Sıtkı Abi'nin öyle kaliteleri var ki, daha önce mekan işletmeciliği yapmamış olmasına rağmen, bu işi bilen insanların önün geçebilecek katma değerler yaratıyor"
- Bir sene önce bu yeni oluşum için arayışa giren kadronun yön tayin etmesine yardımcı oldum, daha sonra ben de içinde yer almaya karar verdim. Badau'nun kanımca şimdiye kadar görülmemiş özveri ve incelikte, içinde hem caz hem de düzgün gastronomi barındıran bir oluşum olması ve bunu ticari anlamda bir bütün olarak modelleyebilme öngörüleri beni cezbetti. Daha önce mekan işletmedim ama bu yapıları bildiğim için buradayım. Birçok işin içinde tedarikçi olarak bulundum, personel yönetimi tecrübem var, mali konulardan anlıyorum ve yıllarca HoReCa** sektöründe çalıştım.
Sıtkı'nın en büyük önceliği, buranın sadece bir caz kulübü olmadığının anlaşılması, vurgusunu hep buraya yapıyor.
Burası 12'de açılan bir cafe-restaurant. Akşam 7'ye kadar bir gündüz menümüz var. Çalışanlara yönelik, biraz daha hızlı tüketilebilecek, daha yaygın tatların Badau yorumlarından oluşan bir menü. 7'den sonra akşam menüsü devreye giriyor, 'fine food' olarak tanımlıyoruz bu menüyü. A la carte seçimlerin yanı sıra mutfağımızdaki füzyon lezzetlerden oluşan bir tadım menüsü de sunuyoruz. 7 ile 9 arası akşam yemeği servisimiz var, 9:30'dan sonra da bir caz kulübü oluyoruz. Burası öncelikle bir restaurant, bu yemekleri tatmanızı istiyoruz. Rafine yemekler sunuyoruz ama fiyat politikamız açısından elit bir restaurant değiliz. Burada hiçbirimiz elitist bir yaklaşım içinde değiliz, iyi bir iş yapmaya çalışıyoruz. Sahnenin önünde bir perde var, bunun sebebi şova yönelik bir atraksiyon değil. Gündüz gelip yemek yediğin bir yerde davulu görmek pek hoş değil, o yüzden duvar dokusuna uyan renkte bir perdeyle sahneyi kapatıyoruz. İnsanlar bir canlı müzik mekanında değil, bir restaurant'da yemek yediğini hissetsin diye.
İncelikli ve zevk sahibi bir düşünce ama şunu da söylemeliyim, sebep sadece atraksiyon olsaymış bile iyi fikir olurmuş çünkü perde müzisyenlerin çalmaya başlamasıyla açıldığında, gayet keyifli bir başlangıç oluyor. Ne de olsa this is show business!
İçerdeki sesi de ona soruyorum tabii. Ses düzenini ve ekipman seçimini Hakan Kurşun'un danışmanlığında, birlikte yapmışlar.
Minimum maliyetle maksimum sonucu alacak şekilde çalıştık. Bize ilk başta önerilen bütçe bunun 5 katıydı. Akıllıca bir tasarım ve ekipman seçimiyle çok memnun olduğumuz bir sonuç elde ettik. İçerdeki ses, nereye gidersen git, 3-D gibi seninle dolaşıyor. Dijital mixer'imiz var, IPad'den kontrol ediliyor, ışık da öyle. Bir süre sonra burada canlı kayıt alabilecek bir altyapımız var. Burada sahne düzeni olsun, mekan ebatı, müşteri ve duyum olsun, müzisyeni de çok rahatlatacak bir ortam oluştuğunu düşünüyorum.
Yalnız sahnede kocaman bir konser piyanosu duruyor, bir caz kulübü için epey iddialı.
![]() |
| İmer Demirer, Sibel Köse, Volkan Topakoğlu |
Yalnız sahnede kocaman bir konser piyanosu duruyor, bir caz kulübü için epey iddialı.
Sahnede 2,85 full concert piyano var. Dünyanın hiçbir caz kulübünde böyle bir piyano yoktur, gerek de yoktur. Bizim aldığımız piyano yurt dışından sipariş edildi, kulübe uyabilecek, işlevsel bir piyano. Dünyanın en gelişmiş elektrikli piyanosu; keçeleri var üzerinde, tokmakları var ama tel yok, buna rağmen akor basınca piyanonun ağacı rezone ediyor. Yamaha Grande N3X, o zamana kadar da Dore Müzik bizi kırmadı ve iki ay için bu piyanoyu bize bıraktı. 7 x 3,5 m ebadındaki sahnede o kocaman piyanoya rağmen, 7-8 kişinin rahat sığacağı bir alan ve yeterli backline ile ses düzeni var.
Oturduğumuz masada sessizce çorbasını yudumlayan Yahya Dai katılıyor konuşmaya.
Akustik anlamda bu kadar ciddi tasarlanmış sahnelere pek rastlamıyoruz. İlk sahnemizden ben çok memnunum, herkes çok memnundu, üstelik arkamızda hükümet gibi de bir piyano vardı. Öbür piyanonun da performansı çok dillere destan, hepimiz merak ediyoruz. Bir de çok daha makul bir yer kaplayacak, gerçi şimdi bile kimseye bir sınırlama getirmiyor.
Peki Yahya ne düşünüyor yeni Badau'da yaratılanla ilgili, o da eski Badau'yu iyi bilenlerden.
Eski Badau çok ev gibi, aile ve arkadaş ortamı hissini hem müzisyenlere, hem müşterilere hissettiren bir mekandı, o zaman kadar benzeri görülmemiş bir sıcaklık ve samimiyet söz konusuydu. Gene aynı ağ üzerinden büyütülmüş bir ortam var ama başta hepimizin endişesi şuydu, pek sıcak bakılmayan bir kavram ya alışveriş merkezi. Oysa arkada kendine ait bir alanı var, içeri girdiğin andan itibaren bir AVM'nin içinde gibi değil, kaliteli bir caz kulübünde hissediyorsun.
Bana göre bu mekana ruhunu veren yaptıkları işten keyif alıyor olmaları ve bu keyfi paylaşmaktan duydukları haz. İnsana dokunarak ve paylaşarak büyüyorlar.
Sıtkı'ya sorduğumda da benzer bir ifade duyuyorum.
Kişisel dokunuş, benim özetim bu. Bu mekan her zaman kişilere dokundu eski yerindeyken. Burada da, alanı büyüttük ama aynı kişisel dokunuş devam ediyor, biraz daha geniş bir skalada, olması gereken ferahlıkta. Buraya birbirinden çok farklı insanlar geliyor. Eski müdavimlerimiz de, çevrede oturanlar da ama ortam o kadar rahat ki, sanki insanlar birbirleriyle sözleşmiş de gelmiş gibi. Biri kotla geliyor, biri takım elbiseyle ama hepsi ortak bir hissiyatta buluşabiliyor, aynı masayı paylaşıp sohbet ediyorlar. Kimse kaybolmuyor burada.
Bu da, mekan kişilerinin dokunuşlarıyla mümkün oluyor olmalı.
Peki Yahya ne düşünüyor yeni Badau'da yaratılanla ilgili, o da eski Badau'yu iyi bilenlerden.
![]() |
| Sıtkı Sırtanadolu, Kağan Yıldız, Yahya Dai |
Bana göre bu mekana ruhunu veren yaptıkları işten keyif alıyor olmaları ve bu keyfi paylaşmaktan duydukları haz. İnsana dokunarak ve paylaşarak büyüyorlar.
Sıtkı'ya sorduğumda da benzer bir ifade duyuyorum.
Kişisel dokunuş, benim özetim bu. Bu mekan her zaman kişilere dokundu eski yerindeyken. Burada da, alanı büyüttük ama aynı kişisel dokunuş devam ediyor, biraz daha geniş bir skalada, olması gereken ferahlıkta. Buraya birbirinden çok farklı insanlar geliyor. Eski müdavimlerimiz de, çevrede oturanlar da ama ortam o kadar rahat ki, sanki insanlar birbirleriyle sözleşmiş de gelmiş gibi. Biri kotla geliyor, biri takım elbiseyle ama hepsi ortak bir hissiyatta buluşabiliyor, aynı masayı paylaşıp sohbet ediyorlar. Kimse kaybolmuyor burada.
Bu da, mekan kişilerinin dokunuşlarıyla mümkün oluyor olmalı.
Buraya taşınırken biz bunu çok konuştuk, bu kişisel dokunuşu devam ettirebilmemiz lazımdı. Mekanın genişliği sebebiyle bu ruhun biraz dağıldığı söylenebilir ama o ruhu ayakta tutabilmek için herkes uğraşıyor. Eren mutfağı birilerine teslim ettiği için çok daha fazla insana dokunabiliyor, ben kapıda gelenleri karşılıyorum, Özgür de, ZG de, Güliz de, zaten müşteri ilişkilerinin merkezinde o var. İnsanlar bizim ismimizi biliyor, buradan bir aile gibi çıkıyoruz.
Üç kişilik aile her geçen gün büyüyor, parçası olmanızı tavsiye ederim. Gidiniz, görünüz, tadınız, dinleyiniz, gülümseyiniz.
The Badau Akasya
Akasya AVM, Çeçen Sokak 25, 34660 Acıbadem
532. 306 43 34
Üç kişilik aile her geçen gün büyüyor, parçası olmanızı tavsiye ederim. Gidiniz, görünüz, tadınız, dinleyiniz, gülümseyiniz.
The Badau Akasya
Akasya AVM, Çeçen Sokak 25, 34660 Acıbadem
532. 306 43 34
** hotel/restaurant/cafe










1 comment:
Anlatilanlar bana NYC ta tesadufen kesfettigim bir caz klubunu animsatti.
Farkli olarak orad jam session da yapiliyordu. Yemek te vok guzeldi.
Insallah bir aksam Badau 'ya gidip u guzel insanlarin yaptigi muzigi dinleyebilirim.
Post a Comment