22 April 2026

Thoughts on Turkish jazz not making it abroad

The moment I saw the Ukrainian Institute’s Jazz Prize post, this article practically wrote itself. The best jazz group of 2025 gets a European tour, and there are two special awards: one offers a one-day studio recording, the other a consultation meeting with a record label.

In Turkey, jazz does receive a fair amount of support. How that support is used, however, is an ongoing debate within the sector — and a topic for another piece altogether. What follows is simply a murmur about enabling jazz produced in Turkey to cross national borders.

The Ukrainian example is state-supported. Expecting that kind of support for jazz here may be a luxury, but private institutions investing in jazz could easily make it happen. As someone who has been watching local jazz largely stand still for over 20 years — despite its clear potential — I genuinely wonder why such an initiative has never fully materialised. In the past, some international support was provided by jazz institutions, but much of it went to projects that were not even adjacent to jazz. This, again, opens up the long-standing debate about whether jazz organizations should be exclusively about jazz. I have always believed that jazz organisations can be supported by non-jazz events that attract audiences and generate resources. However, if an organisation carries the label 'jazz', I also expect jazz to remain at its core. Especially when it comes to international support for local musicians — if that support is provided by a jazz organisation, is it really so unreasonable to expect the recipients to be jazz musicians?

Türkiye cazının ihracı üzerine birkaç mırıldanma

Ukrayna Enstitüsü'nün Yılın Caz Ödülleri paylaşımını görür görmez, yazı kafamda kendini yazmaya başladı. 2025'in en iyi caz grubuna bir Avrupa turnesi, 2 tane de özel ödül; birine 1 günlük stüdyo kaydı, diğerine plak şirketiyle danışma toplantısı.

Ülkemizde caza hatırı sayılır bir destek veriliyor, bu kaynağın nasıl kullanıldığı ise sektör içinde hiç bitmeyen bir tartışma ve ayrı bir yazı konusu. Bu sadece Türkiye'de üretilen özgün cazın, ülke sınırları dışına çıkabilmesiyle ilgili bir mırıldanma. 

Ukrayna örneği devlet destekli. Caz için bunu beklemek bize lüks ama caza yatırım yapan özel kurumlar bunu rahatlıkla gerçekleştirebilir. Aslında değerlendirilebilecek bir potansiyel varken, lokal cazın yerinde sayışına yaklaşık 20+ yıldır şahit olan biri olarak, neden böyle bir girişim bir türlü gerçekleşmiyor, samimi bir merak içindeyim. Geçmişte bazı caz kurumları tarafından yurtdışı destekleri verildi ama çoğu caza komşu bile olmayan projelere gitti.  Bu söylediğim yine ezelden beri süregelen ve caz organizasyonlarının cazdan ibaret olup olmaması gerektiğine dair tartışmalara gebe. Ben her zaman caz organizasyonlarının seyirciyi cezbedip kaynak yaratabilecek caz dışı etkinliklerle desteklenebileceğini düşünen tarafta olmuşumdur ama eğer bu organizasyon caz başlığını taşıyorsa, cazın ağırlıkta olmasını da beklerim. Hele ki söz konusu yerli müzisyenlere verilen bir yurtdışı desteğiyse ve bu desteği veren bir caz organizasyonuysa, desteği alanların caz müzisyeni olmasını beklemek çok garip olmaz değil mi?

14 July 2023

Özkan Uğur müstesna bir insan ve yeteneğin ta kendisiydi



Onunla ilgili söyleyecek ne çok şeyim, ifade edecek ne çok duygum var. Bu yazıyı bir haftadır kafamda yazıyorum, başına oturup oturup kalkıyorum ama bir türlü bitiremiyorum. ‘Ardından’ yazıyor olma fikri hiç iyi gelmiyor, Levent Abi’de (Altındağ) de öyle olmuştu. Nereden başlasam, nasıl anlatsam? Bu müthiş adamın sadece var olarak müzikal hamuruma, hayatıma kattıkları kelimeye nasıl dökülür ki?

14 December 2022

Kötü melekle ilk dans

Bu yazıyı 96 yılında yazmıştım, 10 Ağustos'ta da Yeni Yüzyıl'daki sayfamda yayınlanmış. Angelo Badalamenti'nin gidişinin ardından aklıma geldi. Yazı Tim Booth (James) ve Angelo Badalamenti'nin albümü Booth & The Bad Angel'ın oluşum hikayesini anlatıyor, hikaye yani ama eğlenceli. Ben albümü hala gayet keyifle dinliyorum. Radarınıza takılmamış bir albümse, hararetle tavsiye ederim ya da belki uzun zamandır dinlememişsinizdir, dinlerken bir de kadeh kaldırısınız Badalamenti'ye.

11 November 2022

Jazz Semai: Hayatımın Fon Müziği

Müziğin arka planına duyduğum ilgi, müziği bir müzisyen gibi dinleyip yaşamanın nasıl bir şey olduğunu anlamaya duyduğum tutku ve artık bir dinleyici olmakla yetinemeyip kendimi bir müzik sektörü profesyoneli olarak bulmam… Hepsinin ardında  halamın büyük oğlu  Kudret Abi vardı… varmış. Önceleri bilemedim, ta ki yıllar sonar onu yetişkin kulağımla Nardis’te sahnede izleyene kadar.  7-8 yaşlarındayken halamın evinde duvara dayalı duran kocaman kontrbas, uzun saçlı sakallı bir Kudret Abi, müzisyen arkadaşlarla çekilmiş fotoğraflar, Büyük Ankara Oteli hikayaleri, Tuna Öteneller, Erol Pekcanlar. Kulak misafiri olduğum bütün bu hikayeler hamurumu oluştururmuş meğer. Ve tabii bütün bu hikayelerin fon müziği, ‘Jazz Semai’. Halamın küçük oğlunun odasında duran orjinal plaktan kopyalanmış, Caterpillar marka kasetten yayılan notalar beni büyülerdi. Tuna Abi için, “Hem saksofon çalıp hem nasıl vokal yapabiliyor?” diye düşündüğüm bir yaştaydım. Kanal kayıt diye bir şey olduğunu öğrenmek için birkaç yılım daha vardı 😌

12 September 2022

Blue beard is the new jazz

Like the previous one, I wrote the following article after the showcase concerts I watched at Jazzahead in 2021, but I had not publish it. Ron Minis' new album 'SmartPhones, Stupid People' was released on digital platforms on the 1st of September. I strongly advise you to listen. The review is old, but my feelings remain with an added excitement now by representing him in Turkey.

Sakal mavi, müzikse rengarenk

Bir önceki yazım gibi bunu da 2021 yılındaki Jazzahead’de izlediğim showcase konserlerinden sonra yazmış ama yayınlamamıştım. Ron Minis’in yeni albümü ‘Smart Phones, Stupid People’ 1 Eylül'de tüm dijital platformlarda yayınlandı, şiddetle tavsiye ederim. Yazı eski ama duygularım baki, artık onu Türkiye’de temsil ediyor olmaksa ayrı bir heyecan.