08 December 2019

Hayattan keyif almaya bakan mekan...

The Badau'nun hikayesi bundan 4 yıl önce, Kadıköy'ün son zamanlarda sanat mahallesine dönüşen semti Yeldeğirmeni'nde 3 kişilik bir aileyle başladı. Bu aile önce çalışanlar, sonra müzisyenler, ardından da müdavimleriyle her geçen gün büyüdü. Bugün Acıbadem'deki Akasya AVM'nin içinde kendine ait bir alanı olan, kapasitesi çok daha geniş ama yola çıktıkları caz lokali hissiyatını koruyan yeni yerlerindeler.  İsimlerini;  Fransızcada sokakta durup bir gösteri / olayı izleyen kişi anlamına gelen 'badaud' kelimesinden almışlar, kelimenin anlamını hem misafirlerine hem de kendilerine yakıştırmışlar. İlk Badau'da sadece bir akşam bulundum ama konukseverlikleriyle özenlerini hala hatırlıyorum ve işte şimdi bu aileyi tanımak için buradayım. Merak ediyorum hikayelerini, heyecanlarını, yaşadıkları zorlukları, neler hayal ettiklerini.

04 August 2019

Müzik eşliğinde gece sporu ve düşündürdükleri...

 
Yazının orijinali 4 Ağustos 2019'da jazzdergisi.com da yayınlanmıştır.

'Caz festivalinde, sadece caz çalınmalıdır'cılardan değilim. Caz dışı popüler isimlerin konserleri ile ünlü konuklu projelerin (tabii projeye ismi dışında katacak bir şeyi olduğu sürece) hem festivalin tamamına dikkat çekmek hem de, belki daha da önemlisi, yüksek bilet geliriyle organizasyonun geri kalanının finansmanına katkıda bulunmak gibi faydaları göz ardı edilemez, tabii programlama anlayışındaki denge ve seçilen pazarlama yöntemleri de önemli.

Bu sene ilk kez deneyimleyeceğim Gece Gezmesi'nin programını incelerken kendimi bunları düşünürken buluyorum.


A night walk in chase of music...

...and some thoughts surrounding 'NightOut'

 

 
This article was originally published on jazzdergisi.com on August 4, 2019. 

I'm not of those in favour of 'only jazz should be played at jazz festivals'. The benefits of programming concerts by popular non-jazz names and projects with famous guests (as long as they have something to add to the project apart from their name), such as attracting attention to the entire festival, and perhaps more importantly, with the high ticket revenue, supporting the rest of the organisation, cannot be overlooked.  Of course the chosen marketing methods are also important.

I find myself thinking about these while I review the program of Gece Gezmesi (Night Out), which I will experience for the first time this year.

20 May 2019

An improvisation ritual conducted by Bobby McFerrin

This article was originally published on jazzdergisi.com on May 18, 2019. 

Photos: Cem Gültepe

When Bobby McFerrin came to Istanbul for the 1st Istanbul Jazz Festival in 1994,  I was his guide. Those couple of days were not only some of the most memorable days of my life, it was one of the most special experiences of my career. When I introduced myself at the airport, with a compassionate smile on his face, he made a 'one minute' sign with his finger, took a small notebook out of his pocket, wrote something and handed it to me. He wrote, "I don't speak the day before my shows and rest my voice, so today I will only speak by writing." Indeed, he wrote all day and not just his own questions, but the answers to our questions as well. When I saw him the next day, the first thing I heard from his voice was my name. I think I will never forget how graceful he was.

Bobby McFerrin yönetiminde bir doğaçlama ayini

Yazının orijinali 18 Mayıs 2019'da jazzdergisi.com'da yayınlanmıştır.

Fotoğraflar: Cem Gültepe

1994 yılında 1. İstanbul Caz Festivali için İstanbul'a geldiğinde Bobby McFerrin'in rehberliğini yapmıştım. O birkaç gün hayatımın en unutulmazları arasında kayda geçmekle kalmadı, kariyerimin de en özel deneyimlerinden biri oldu. Havaalanında kendimi tanıttığım zaman, şefkatli bir gülümseme eşliğinde parmağıyla 'bir dakika' işareti yaptı, cebinden küçük bir not defteri çıkararak bir şeyler yazdı ve defteri bana uzattı. Kağıtta, "Ben konserlerimden önceki gün konuşmam ve sesimi dinlendiririm, o yüzden bugün sadece yazarak konuşacağım" yazıyordu. Gerçekten de bütün gün hiç üşenmeden yazdı, üstelik sadece kendi soracaklarını değil, bizim sorularımızın cevaplarını da. Ertesi gün görüştüğümüzde ise sesinden duyduğum ilk şey "Günaydın Özlem"di. Ne kadar zarif bir insan olduğunu sanırım hiç unutmayacağım.

Morcheeba still rocks...

This article was originally published on jazzdergisi.com on May 13, 2019.

Photos: Cem Gültepe


When I enter the hall for Morcheeba's concert at Zorlu PSM Jazz Festival, I am being met by Ross Godfrey's guitar riff in Never Undo,  the opening track of their latest album 'Blaze Away'. A nice piece to start the concert. The hall had just begun to sway to the music,  lead singer Skye Edwards makes an impressive entrance from the left.  With her red bowler hat, leaving her face in the dark and her outfit of the same color, but looking like a shadow, she sneaks in marching to the beats of the music. Oh no!  I'm at the backmost, the hall is big and full, I am of average height and I wear glasses since I was 3; how will I see the stage? After trying to reach the front a few times, I give up and go by the FOH. It seems it will be pleasant enough only to hear the concert.

Morcheeba: Cami de yıkılmamış, mihrap da yerinde

Yazının orijinali 13 Mayıs 2019'da jazzdergisi.com'da yayınlanmıştır.

Fotoğraflar: Cem Gültepe


Morcheeba'nın Zorlu PSM Caz Festivali'ndeki konseri  için salona girdiğimde, Ross Godfrey'nin, son albümleri 'Blaze Away'in açılış parçası Never Undo'daki gitar riff'i karşılıyor beni. Konsere başlamak için güzel parça. Salon ufak ufak salınmaya başlıyor ki, solist Skye Edwards sahneni solundan etkileyici bir giriş yapıyor. Başında yüzünü daha da karanlıkta bırakan kırmızı melon şapkası ve aynı renk kıyafetiyle ama bir gölge gibi, müziğin vuruşlarına uygun adımlarla süzülüveriyor sahneye. Eyvah!  En arkadayım, salon büyük, içerisi dolu, sadece ortalama bir uzunluktayım ve 3 yaşından beri gözlük takıyorum; sahneyi nasıl göreceğim? Birkaç öne gitme denemesinden sonra görmekten vazgeçip en arkaya, ses masasının yanına gidiyorum. Bu konseri sadece duymak da yeterince keyifli olacakmış gibi görünüyor.

12 May 2019

Barış Arduç ‘Kuzgun’un karanlığında pırıl pırıl parlıyor

GQ Dergisi'nde yayınlanmıştır. Fotoğraf: Emre Ünal
Barış Arduç'u Kiralık Aşk'la tanıyan kalabalıklar arasında ben de vardım. Bir dizi fakiri olarak, daha önce hiç seyretmemiştim onu. Elçin Sangu başlarda zevkle izlediğim, sonra sapıtan Bir Aşk Hikayesi'nde ilgimi çekmişti (bu iki dizinin ismine bakıp dizi zevkim hakkında yanlış bir kanıya varmanızı istemem 😃), Kiralık Aşk'a da onun hatırına bir bakayım dedim, bu bakış bana Barış Arduç'u kazandırdı. Dizi sabun köpüğü idi ve Kore versiyonunun uyarlamasından orijinal yaratıma geçtikten sonra, özellikle de sonlara doğru artık bilek kestirecek seviyeye gelmişti ve ben Barış Arduç için bayağı kan akıttım. 


20 February 2019

Kalbime dokundular, taa derinden...

Tiyatroyla ilişkimi yeniden tesis etme çalışmalarımın henüz başındayken bu oyunu izleyince, biraz afalladığımı itiraf etmeliyim. Galiba mevzuya bayağı üst seviyeden bir giriş yaptım ya da eğer Türk tiyatrosunun genel seviyesi buysa, kendisiyle görüşmediğimiz süre zarfında epey bir şey kaçırmışım.



19 February 2019

You are the love of your life

Aşkın bir hastalık hali olduğunu ve bu hissin karşımızdaki bireyden değil de, bize hissettirdiği duygudan kaynaklı olduğunu genç yaşlarımdan beri biliyorum ama aşkın tam olarak ne olduğunu anlamak için bu yaşa gelmem gerekiyormuş. Hangi yaşa? 😲😜😂

18 February 2019

Her şeyi seçebilecek olsan, kendin için ne seçerdin?

Neden sanki böyle bir imkanımız yokmuş gibi bir soru?

İnsanın sadece ve sadece seçimlerinin sonucunu yaşadığını, dış etken diye bir şey olmadığını, dış dünyasını bilinçli ya da bilinçsiz seçimleriyle kendisinin yarattığını sadece zihinsel olarak değil de içselleştirerek anlaması gibisi yok. Bir daha asla eski sen olamıyorsun. Suçlayacak kimse ya da durum kalmıyor; bir yandan ürkütücü, bununla akmayı öğrenene kadar kendine çok yüklenme riskin var ama öte yandan da müthiş bir özgürlük. Sen her şeye muktedirsin, evet her şeye, yeter ki bunu taa derinlerde bil.
Edit 28.07.2019 Bilmek mi istemek mi?

17 February 2019

Sık sık, az az yi(me)yin; aman!

Lütfen bu yazıyı bir öneri olarak değil, eğer ilginiz çekiyorsa daha fazla araştırıp öğrenmeye teşvik edici bi deneyim olarak kabul edin. Kendinize uyan doğru beslenme biçimini bulmak için bütünsel tıp yaklaşımına sahip bir profesyonelden rehberlik almanızı tavsiye ederim.  

Bir yıla yakın bir zamandır aralıklı oruç prensibiyle besleniyorum ve müthiş faydasını gördüm. Benim gibi en büyük beslenme günahı gece atıştırmaları olan biri için akşam su ya da soda dışında hiçbir şey tüketmemek çook zordu, zorlandım da, kaytardığım zamanlar oldu ama artık vücudum bu ritme alıştı. 

16 February 2019

Muhat(t)abın kim kızım senin?

Muhattap değil muhatap. Lütfen, yalvarıyorum! Nereden çıktı, hangi senaryo yazarı bunu soktu hayatımıza bilmiyorum ama yılların 'muhatap'ı önce diziler yoluyla, ardından hiç beklemediğim kültürlü insanların bile ağzında 't'leri çiftledi.

😂😂